dd

27 Kasım 2011 Pazar

Huzurlu Günlerim Var!





Pasta ikramdı... 
Beklenmedik anlarda karşıma çıkan sürprizleri seviyorum. 
Sanki fotoğrafımı tamamlasın istediler. 

22 Kasım 2011 Salı

Kendimi Çizdim :) Seviye- İlkokul 3


Takı Takıntısı

Canım sıkıldı ve paylaşacak enteresan hiçbir şeyim yok. Ben de hayatımdaki en büyük takıntılarımdan biri olan takılarımı göstereyim dedim. Takıntın ne deseler, kolyeler ve iğneler derim.  Şöyle ki; 

21 Kasım 2011 Pazartesi

Güzel Bir Cumartesi

Cuma akşamı boğazımın sinyal vermesi ile hasta olacağımı anladım. Hemen 'tantum verde' ile işe koyulup el mi yaman bey mi yaman diyerek hastalığa karşı direniş göstermeye başladım. Cuma gecesi iyice kötüleşmiştim. Üstelik de Cumartesi çalışmam gerekiyordu. Umursamadım, olur, biter, yarına geçer dedim ve ayaklandım. Hatta bir de ilaca dörtlük yazdım. :)

düştüm bir derde,
evde bir yerde,
olacaktı ama nerde,
tantum verde!

N'apayım henüz şiirlerimi objelere yazmakla meşgulüm... Hala ve hala... Hala!

Ertesi gün işe gittim ve öğleden sonra saat ikiye kadar çalıştım. Oldukça verimli geçti. Dünya kadar iş bitirdim. Sonra işten çıkınca artık süpürge formatına bürünmüş saçlarımı kestirmeye gideyim dedim. Kuaförden çıktığımda saat 16.30 sularıydı.

Sokaklarda yürüdüm, havayı ciğerlerime doldurdum. Bornova eski oturduğum semtti, biraz maziyi yad ettim. Oraları özlemişim... Sokaklarda yürümek ve üşümek hoşuma gitti, fazlasıyla! Derken bir sokak arasına girdim. Başıma gelecekleri nereden bilebilirdim ki...

15 Kasım 2011 Salı

Et Maintenant On Va Où/ Where Do We Go Now/ Peki Şimdi Nereye?

Uzun zamandır aklımı delik deşik eden ve izlediğim günden bu yana, hakkında bir şeyler yazmayı düşünedurduğum bir filmden bahsedeceğim size. Neden bunca zaman beklediğimi bilmiyorum, galiba bu filmi anlatmaktan açık şekilde korktum! Son yıllarda izlediğim en iyi filmi nasıl kelimelere dökebilirim ki... Aciz kaldığımı hissediyorum; açık ve net! 

Filmekimi'nin İzmir seçkisini gördüğümde, bu filmi mutlaka izlemeliyim demiştim. 2 günde ancak 5 film izleyebildim ve hiçbirisi beni bu kadar çarpmadı. (Diğerleri Sleeping Beauty/Uyuyan Güzel, Le Skaylab/Gökten Bir Uydu Düştü, Melancholia/Melankolia, A Dangerous Method/Tehlikeli İlişki idi.) 

Bu film Nadine Labaki adlı bir güzel kadının bu dünyaya getirebileceği en güzel çocuk,  Filmekimi'nin de bana hediye ettiği en sürprizli kutudur! İçini açtıkça konfetilerin patladığı, havai fişeklerin üzerimden yağdığı, çatapatların çıtırtılarında hem canım yanarak hem de çocuk gülüşlere gömülerek izlediğim bir filmdi! Aslında "film" demeye de dilim varmıyor; çok daha fazlasıydı... 



Nadine Labaki

Eğer Nadine Labaki bu filmin sadece muhteşem oyuncusu olsaydı O'na yine hayran kalırdım. Ancak bu da yetmezmiş gibi bir de filmin senaristi ve yönetmeni... O'nu övecek yeterli kelimelere sahip değilim; ne yazık! Bu kadın daha fazla ne yapabilirdi bilmiyorum. Filmi izlediğinizde beni anlayacaksınız! Bir kere kadın çok güzel! Güzel kelimesinin içini her şeyiyle dolduran bir kadın. Kadın halimle ben bile O'na hayranım. 

***

Filmlerle ilgili yazı yazamamamın/yazmamamın en önemli nedenlerin birisi kendimin, bir filmi izlemeden önce konusunu dahi öğrenmeyi sevmiyor oluşum. Bu nedenle, merak etmeyin bu güçlü empatik bağ ile filme dair spoiler vermeyeceğim! 




Olay, Lübnan'da Hrıstiyan ve Müslümanların birarada yaşadığı bir köyde geçiyor. Köyün kadınları insanlıklarını koruyabilmek adına, savaşın acı çığlıklarından kaçış yollarını arıyor kendi yöntemleriyle. Bu anaç korumayı sadece yaşamı sürdürebilmek adına değil, hep birlikte insan kalabilmek adına yapıyorlar. Bu sarılışı öyle çocuksu, öyle kadınca, öyle insanca yapıyorlar ki buldukları çarelerde umudun yitmek bilmeyen şekerli tadını alıyoruz. Keşke insan kalmayı başarabilseydik diye iç çekiyoruz... Bir kadın sarılışının dünyayı güzelleştirebileceğine hala inanıyoruz, annelerin, eşlerin, kız çocuklarının sesine kapılıp gidiyoruz... 

Ve işin en vurucu yanlarından biri filmin müziklerinin de özenle hazırlanmış ve seçilmiş oluşu... Bugün benim size verebileceğim yegane sürpriz ise ancak filmden bir iki şarkı dinletmek olabilir. 

Khaled Mouzanar'ın öpülesi elleri... İşte filmin en eğlenceli görüntülerinden bir bölümü içeren bir klip şurada . Görüntü kalitesi düşük ama daha iyisini bulamadım maalesef.  Bu da filmin kanaatimce en özel  notaları . Lütfen dinleyin, filme dair bir şeyler söylüyor, büyük bir acıyı sadece sesle anlatıyor... 

Ben bu filmi izlerken hem çok ağladım hem de çok güldüm. Böyle filmleri tek başıma izlemeyi çok sevdiğim için giderken yanıma kimseyi almadım. En son bir başkası ile birlikte sinemaya ne zaman gittiğimi bile hatırlamıyorum gerçi! 

Dİyeceğim o ki bir sinemasever iseniz bu filmi kaçırmamalısınız! 

10 Kasım 2011 Perşembe

Turgut Uyar Şiir Yarışması

Turgut UYAR şiir yarışmasının ikincisi yapılıyor. Haberiniz olsun istedim. Çünkü biliyorum aranızda çoook güzel yazanlar var! ;) 

Son başvuru tarihi 15.02.2012 yani daha çok vaktiniz var gençler! 

(Hitap şeklinde "gençler" kelimesini ilk kez kullandığın an  ve peşisıra orta yaş sınırına gelmekte olduğunun ayırdına varış irkilmesi!)

Ayrıntılar şurda! 

Aranızdan biri kazanırsa haberim olsun, ben de bir ödül veririm, kim bilir! 


8 Kasım 2011 Salı

Garip Olan Ben Miyim?

Bugün maruz kaldığım cümle şu oldu: "Kliniğe git, tedavi ol!"

Aşağıda yazışmaları aktaracağım, lütfen objektif olarak görüşünüzü söyler misiniz? Yanlış düşünen ben miyim? Eğer öyle ise gerçekten düzeltmeye çalışacağım...

Gece 23:00 sularında telefonuma bir SMS geliyor... 



7 Kasım 2011 Pazartesi

Fırıncı

Her gece ışıklar söndügünde, gün geceye döndüğünde ve yarım kalmış her şey bır kez daha tamamına eremeden öylece durduğunda karşı kaldırımdaki fırını izlemeye koyuluyordu. 



Sokaktaki tek hareket terliklerini sürüyerek yük indiren fırıncılardı. Sürüdükleri ayaklarını görmek, bu küçük hareketlilik, bu sesler, ölmesini engelliyordu. Aksi takdirde izleyeceği tek şey bedeninde açılmış yara izleri olacaktı. Tıpkı bu gece olduğu gibi... 



Elektrikler kesikti ve bu gece fırını açan olmamıştı, ekmek kokusunu, yumuşak kurabiyelerin altı yanık tadını alamıyordu bu kez! Birden tuhaf bir mutluluk sardı; ölmek için bahanesi vardı artık; kendinden başka suçlayacak birileri; ne de olsa açılmamıştı fırın!



Kafasına boşaltacağı bir şarjörü ya da kendini sallandıracağı bır çamaşır ipi yoktu!



Birden karşı kaldırımda parıldayan bıçağı gördü. Fırıncı sabahtan önlüğüne silip bırakmıştı dükkanın önüne. Bilir gibi! İster gibi! Ufak bir hareket çakmıştı başıyla ; selam eder ve hoşçakal der gibi!


Geceliği ile indi aşağıya, ölüsü kolay yıkansın, bir de kıyafetlerini çıkartmakla uğraştırmasın istiyordu insanları! Boynuna atkısını doladı, en sevdiği kokuyu sürdü sonra; mis kokmalıydı ölüm!

Bir hayat, kapısına kilit vurdu o gece ve sabah, yerde yatan kadının kapanan gözlerini öperek açtı dükkanını fırıncı!