dd

10 Eylül 2012 Pazartesi

Sırt üstü yatıyorum!

Uzun süreli sessizlikler, denizde yüzüp kulaçlardan yorulunca sırt üstü yatmak gibi benim için...

Çıt çıkarmıyorum sadece sırt üstü yatmış, bel boşluğumda denizin çivi gibi soğuğu, gözümün ucunda gökyüzünün sonsuz sandığım mavi boşluğu; biraz tedirgin hem huzurlu, hareketsiz ve sadece nefes alarak durmak yaptığım. 

Nefes alarak durulur mu? Nefes almak başlı başına bir durmama/devam etme biçimi değil midir zaten? O halde haksızlık etmeyeyim, benimki durmak değil, basbayağı devam etmek!

Tuhaf tuhaf mailler, 
çok güzel dostluklar,
kitaplığımı ve beni çoğaltan sayfalar,
notu tutulan onlarca film, 
kulağa değmiş binlerce şarkı, 
yazılmış yüzlerce dilekçe,
güzel ve çirkin kalpler,
yüzlerce fotoğraf,
ve bir ben vardık bunca zaman...

Aklımda yazmak hep var. 
Yazamamak ise ölüme gitgide yaklaşmak benim için.
Artık susmamak istiyorum. Eskisi gibi hikayelerim olsun, sarılıp uyuyayım , bir kısmını boşluğa ya da size anlatayım. Acemi Öykü'me devam edebileyim mesela! 

Aşkı yeniden anlatabileyim. Ahkam kesen onca insana rağmen diş bileyeyim. Kimseyi umursamadan sadece yazının içinde boğulabileyim. Dileklerim yazıda olsun, dile düşmesine bile gerek yok... Olsun ama bunlar! 

Böyle sütten kesilmiş bebek gibi bırakmasın beni kelimeler. Yapışsınlar yakama, sürüklesinler yerlerde, yeter ki beni yeniden yanlarına alsınlar. 

Kelimecibaşı;

Bir sokak arasındaki uzun sakallı şarapçı isen seninle soğuk kaldırımda şarabın sarhoşluğuna da varım, 

Uzay boşluğunda yapayalnız bir yıldızsan parlak tozun uçmasın diye vücudumla seni korumaya da varım,

Bir türküdeki atonal nota isen seni düzgün çıkarmayı beceremeyen adama küfürler savurmaya da varım,

Bir mahkemenin en ketum hakimi isen karşında sesimi çıkarmadan azarını yemeye de varım! 

Yeter ki kelimelerimi geri ver. 

Başımın tacı kelimeleri esirgeme aklımdan, ellerimden. 

Tüm dostlara selam olsun...