dd

30 Nisan 2011 Cumartesi

Guzaarish'den...


Guzaarish'i izlemek nereden aklıma geldi, bu filmi ne oldu da edindim hatırlamıyorum... Bildiğim şu ki bu film yüzünden Cumartesi günümün yaklaşık 1 saatlik dilimi gözyaşları eşliğinde geçti. Aslında her şey bugüne dairdi. İçimdeki nefes alma coşkusu eşliğinde yürüyordum, hava güzeldi, gökyüzü güzeldi, hatta bütün hafta içi giyilen topuklu ayakkabılardan sonra yürüyüş ayakkabılarımın ne kadar da rahat olduğunu düşünüyordum. (isteyene modelini söylerim.) Eve geldim, değişiklik deneyeyim dedim, Malibu+vodka+kıymızı meyve suyumu çaktım. İçtim, beğenmedim galiba.

Sonra dedim ki Pilli Bebek'ten bir iki şarkı dinleyeyim. Sonra suyla bir kaç oyun. Ardından panjurlarımı hafif örtüp odama ılık bir gölge ekledim. Bozulduğu için Philips tarafından 4 gün içinde bir üst modeli ile yenilenen ve bu konuda tüketici takdir ödülüme hak kazanan DVD oynatıcıma bir film taktım. İlki 'Another Year'dı. Film sakin başlamıştı. Yaklaşık 27. dakikada takılmasıyla Philips'e küfrü basmam bir oldu. Ulan dedim benimle dalga mı geçiyor bunlar. Yeni diye, yine bana bozuk bir DVD oynatıcı mı gönderdiler. Sonra ikinci bir filmi deneyince günahlarını aldığımın farkına varıp kendilerinden içimden özür diledim.

Yeni filmim GUZAARISH idi. İsmini unutmayın, bulun ve izleyin diyorum...
İzlediğim en farklı filmler kategorisine soluksuz ekliyorum! Biliyorum şu yukarıdaki videoyu izlediğinizde belki filmden büyük bir beklentiniz olmayabilir ancak şu var ki bu sahne başladığı anda içiniz akıyor. O nedenle ben de bunu eklemek istedim. Sadece kendim unutmayayım diye. Belki yine ağlayayım diye... Uzun zamandır ağlamamıştım o kadar iyi geldi ki. Geçenlerde BBC'de izlediğim Amazon belgeseli geldi aklıma. (Tam 4 saat sürdü ve ben o sırada ütü yapıyordum! Ütüyü bile sevdirdiği için Amazon belgeseli de unutulmaz oldu.) İşte o belgeselde bir ritüelden bahsediliyordu. Yerliler içlerindeki pisliklerden arınmak için berbat bir sıvıyı içip (toplam 4 lt.) sonra da hep birlikte kusuyorlardı. Ben de ağlarken kendimi tıpkı o ritüelde kusan belgesel yapımcısı gibi hissettim. Şimdi bu ne alaka değil mi? Alkollüyüm, o alaka! Çünkü filmi izlerken durmadan içtim, içtim, içtim.

Hrithik Roshan'ın oyunculuğu şahaneydi... Adam yanımda olsa sarılıp bir daha bırakmazdım, o derece salaklaştım.

Sarhoş olduğum için söylemiyorum ya. Yemin olsun film çok güzeldi!

Öpüjem!

23 Nisan 2011 Cumartesi

Bahar Temizliği




Şu ilk satırda gördüklerinizin hepsi sağdaki küçük çekmeceden çıktı desem? Pis miyim neyim! Hayır o değil bir de ne ararsanız var. Yara bandı, sigara filtresi, oyun kağıdı, boya kalemleri, bir adet içi dolu pastil kutusu, para konulacak keçe cüzdanlar, sinek ilacı, misina (o nereden çıkmış hiçbir fikrim yok zaten hayatımda bir kere balık tutmuşluğum yok, bir kısım belgeler, Hukuk Usulu Muhakemeleri Kanunu, bir adet ajanda, kalemtraşlar, kalemler, fil kalemkutu, MANDAL (en komiği buydu bence), kablolar, falan filan...) :)

12 Nisan 2011 Salı

Kıyağım Olsun

Twitter'cılara yaptım da sizi nasıl unuturum!!! İlk göz ağrımsınız be!
Tüm nouvelletalks izleyicilerine kıyağımdır bu siteyi paylaşmak!

http://www.musicincolors.com/

Kimse alınmasın ama en çok hakeden de Rögar'dır bence. İstikrarlı ve ilgili izleyici hediyesi olsun!

Öpücükler ve şarkılar.

6 Nisan 2011 Çarşamba

Avukatlar Hakkında Yanlış Bildiğiniz Gerçekler! Oh, Mis, İç Dökmeler!


5 Nisan'ın Avukatlar Günü, devamında süregiden haftanın da Avukatlar Haftası olması sebebiyle bu yazımda meslek dünyamın güzide sırlarını paylaşmaya ve "avukatlar hakkında yanlış bildiğiniz gerçekler" minvalinde bir şeyler anlatmaya çalışacağım. Toplumda çok bilinen geyiklerin içinden, dışından, bir yerlerinden geçeceğim; buna ilaveten de çevrenizde bir avukat tanıdığınız yoksa belki de hiç bilmediğiniz konulara gireceğim.


Öncelikle şunu söylemeliyim ki ben Lise 2'de avukat olmaya karar vermiş; bundan öncesinde hiç anlam veremediğim bir şekilde -özellikle de Ortaokuldaki İngilizce dersinde sorulunca havalı bir yanıt olması için midir nedir bilmiyorum- "International Relationship Counselor" olmak isteyen bir insandım. :) Bakın, bunun ne olduğunu valla bilmiyorum!


Lise 2'de yine neden bilmiyorum birdenbire bu Uluslararası İlişkiler Danışmanı olarak nitelendirdiğim, ne idüğünden dahi bihaber olduğum ve muhtemelen kendi uydurduğum meslek grubunun bana göre olmadığına karar vererek, tek bir şey istediğimi fark ettim.


Bir sabah üzerime inen nurla "evet" dedim "evet"!!! "Ben hukuk okuyup avukat olacağım." O gün bugündür bu dileğim, bu isteğim hiç değişmedi ve şu anda mesleğinin 8. yılında olan bir avukatım. Pek çok Hakimden, "sen kesinlikle Hakim olmalısın!" cümlesini de duymuş bir avukat! Fakat özümde, içimde yanan ateş avukatlıktan yana olduğundan Hakimlik ya da Savcılık konusunu hiç düşünmedim bile...


Staj dönemimde pek çok akşam hüngür hüngür ağlayarak eve döndüğümü, bunalımlara girdiğim, çıktığım ilk hacizde üzüntüden burnumun kanadığını, oturup borçluyla birlikte çay içip ağladığımızı hatırlıyorum da... Yapacağım mesleğin içine ilk girdiğimde neyle karşılaştığımı şaşırmış, olan bitene hayretler etmiş, ardından avukatlığı kesinlikle yapamayacağımı düşünüp tam da vazgeçmek üzereyken biraz daha sabırlı olmam gerektiğine kanaat getirmiştim.


İşte bu kararı verdiğim günden bu yana da mesleğine daha çok sarılıp aşık olmuş bir insanım. Kötü yanları ile savaşmadıkça bir şeylerin değişmeyeceğine inandığımdan kendimi de sürekli olarak geliştirmeye yeminliyim! Türkiye'deki koşulların rezaletliğini bir yana bırakacak olur isek bir vatandaşın ya da tüzel kişiliğin ya da her kimse o "bir"in hakkına kavuşmasını sağlamak için araştırmak, okumak, yazmak, çizmek, konuşmak, çözümler aramak, çıkış yolları üretmek, Türkiye'deki hukuk sisteminin bazı özürleri nedeni ile çok geç de olsa bir sonuca ulaşmak; gerçekten manevi anlamda tatmin sağlayan bir şey. Büyük bir haz!


Daha fazla uzatmadan yanlış bildiğiniz gerçekler bölümüne geçeyim. Bizim meslek grubunun en büyük özelliği de hukuk konuşulduğunda asla susmamamız; sonunu getiremememizdir.


Soru 1. Avukatlar çok mu zengindir, deliler gibi paralar mı kazanırlar?

Cevap. Piyasanın kaymağını yiyen kesim dışında(kaymak yiyen kesim o dönemki hükümete göre değişiklik arz etmektedir), avukatların pek çoğu tahmin ettiğinizden çok daha az paralar kazanıyor.


Kendi büroları olanların kazandıkları paraların önemli bir kısmı müvekkillerle yapılan sonu gelmez telefon görüşmelerine, bir kısmı da müvekkilin ödemediği ve süre geçmesin diye cepten ödemek zorunda kaldığınız yargılama giderlerine, bir kısmı yanlarında çalışan elemanlarına gider.


Bağlı çalışan avukatların ise maaşları çoğu yerde içler acısıdır. SSK primleri dahi asgari ücret gösterilerek yatırılır. Bu manada avukata en büyük kazığı yine kendi meslektaşı olan bir diğer avukat atar. Bu soruyu soracağınız pek çok avukat, banka, şirket gibi kurumsal bir yerde değil de avukat yanında çalışıyorsa, sigorta primlerinin asgari ücret üzerinden yattığını beyan edecektir. (Kalıbımı basarım!)


Soru 2. Avukat hukukun her dalında her şeyi bilir mi, her şeyi bilen avukat çok iyi bir avukat mıdır?

Cevap. Bu sorunun cevabı kocaman bir "ASLA!" Üniversitedeki ilk dersime girdiğimde çok kıymetli insan, rahmetli hocam Prof. Dr. Turgut AKINTÜRK (ki kendisi günümüz Medeni Kanunu'nun temel taşlarındandır) şöyle demişti:

"Asla kanunları ezberlemeyin, en iyi bildiğiniz, en emin olduğunuz maddeyi bile açıp tekrar okuyun! Bu benim size en önemli nasihatımdır."


Değerli dostlar, hukuk öyle bitmez, öyle sonsuz, öyle geniş bir deryadır ki size her konuda kendinden çok emin şekilde fikir beyan eden avukatlardan korkunuz ve uzak durunuz. Genel bilgiyi verip, araştırayım, emin olmak istiyorum, Yargıtay kararlarını inceleyeyim diyen avukata ise sonuna kadar güveniniz. Bizim mesleğimiz her gün, her an araştırma gerektirir. Bazı genel bilgileri avukat bilmek zorundadır ancak her konuda her şeyi bildiğini iddia eden avukatın hiçbir şeyi bilmediğinden emin olunuz. Zira bu deryanın içine girip büyüklüğünü gören her avukat böyle iddialı bir söz etmekten korkmalıdır!


Bizim dünyamız, kurallar, istisnalar ve müstesnalar dünyasıdır! Yani genel kurallar vardır; bu kuralların istisnaları vardır; bir de istisnaların istisnası vardır. Varın gelin her şeyi bilip bilemeyeceğimizi siz takdir edin... :)


Soru 3. Avukatlar yalancı mıdır, biz durmadan müvekkillerimiz için yalan mı söyleriz, müvekkil babamızın oğlu mudur?


Tam da bu noktada Molierac'ın meşhur sözünü alıntılamak isterim. Bu cümleyi bütün avukatlar bilir çünkü pek havalı ve tatmin edici bir cümledir. Şaka bir yana içeriği oldukça anlamlı ve düşünmeye sevk edicidir.


"Görevimizi yaparken kimseye, ne müvekkile, ne hakime, hele ne de iktidara tâbiyiz. bizim aşağımızda kişilerin varlığı iddiasında değiliz, fakat hiçbir hiyerarşik üst de tanımıyoruz. en kıdemsizin en kıdemliden veya isim yapmış olandan farkı yoktur. avukatlar esir (köle) kullanmadılar, fakat efendileri de olmadı."


Pek muhterem kirvelerim (Ulusa sesleniş gibi oldu), her şeyden öte avukatlar yasalar ve meslek kuralları gereği müvekkillerinin talimatları ile bağlı olmakla birlikte, ahlaka, kamu düzenine aykırı olan işleri Avukatlık Kanunu'nda ve sair mevzuatta mevcut düzenlemeler gereği reddetmekle yükümlüdür.


Avukatlar yalancı canım hep yalan söylüyor denilen şey aslında avukatların bulduğu çözüm yollarını kullanmasıdır. Kanun boşluklarından yararlanabiliriz, bunda herhangi bir yasal engel yoktur. İşte ortalıkta dönen bu efsanenin en büyük temeli de budur.


Bir örnek vereyim: Aslında suç olması gereken bir şey kanunlarda suç olarak düzenlenmemiş ise bunu ileri sürerek müvekkilin ceza almasını engelleyebiliriz. Yahut bir husus kanunda suç olarak düzenlenmemiş olsa bile biz o işin yamuk olduğunu düşünürsek, almak istemezsek ve o adamı/kadını savunmak istemezsek işi en başından reddedebiliriz.


Kanun boşluklarını ortaya döküp, işin eksik yanlarını vurgularsanız bir kimseyi ceza almaktan, tazminat ödemekten ya da her neyse o şeyden kurtarabilirsiniz. Bu durumda yalan söylemiş olmazsınız. Kanunlardaki boşluktan ya da düzenlemeden yararlanarak müvekkilinizin hakkını en iyi şekilde korumuş olursunuz ki bizim görevimiz de "herkesin savunma ve savunulma hakkı olduğu" temel ilkesinden hareketle bir tarafı hukuken temsil etmektir. Bir işi alıp gereği gibi yerine getirmez isek işte asıl o zaman tazminat sorumluluğuna kadar varan ve hatta Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılanmamızı gerektiren bazı sorumluluklarımız vardır.


Elbette her meslekta olduğu gibi bizim aramızda da yamuk işler yapan insanlar vardır. Ancak bunu bütün mesleğe mal etmemek gerekir, bize de yazıktır, günahtır, bu da candır!


Soru 4. Avukatlar çok nemrut mu olurlar, çok mu ciddidirler, d.tleri mi kalkmıştır?

Hayır kesinlikle avukatlık mesleği ile d.t kalkmasının uzaktan yakından alakası yoktur. Bilinenin aksine biz avukatlar oldukça hayat dolu, eğlenmeyi, yaşamayı seven insanlarızdır. (Bkz. Avukatlar Balosunda, adliyede ufak bir gülümseme eşliğinde merhaba dediğiniz üstadlarla göbecikler atılabilmesi. Yaşlı genç herkesin birlikte eğlenebilmesi) Mesleğimizi icra ederken bazı ciddiyetler takınmamız gerektiği aşikardır fakat bunun bütün yaşantımızda böyle olmadığını bilmek gerekir. Suratımızı asık gördüğünüzde çok büyük ihtimalle (özel sorunlar dışında) ya bir dosyayı düşünüyoruzdur ya bir müvekkile ya da borçluya kızmışızdır ya da bir duruşmada moralimizi bozan bir şey olmuştur. Geçicidir efendim, geçer. Mesleği özümsemiş hiç kimsenin d.tü kalkık değildir. Yeniler ve özellikle de stajyerler daha bir omuzlar kabarık yürürler, o omuzlar da 2-3 yıla kalmaz iner, yeni olduklarından oldumcuk oluverirler! :) (hepimiz geçtik bu yollardan, yalan yok)


Soru 5. Avukatım duruşmada sustu hiç konuşmadı, karşı tarafın avukatı hep konuştu. Benim avukatım kötü karşı tarafın avukatı iyi mi?

Sevdiceklerim, Türk Hukuk Sisteminde genel olarak yazılı usül söz konusudur. Avukat diyeceklerini dilekçesinde tüm ayrıntıları ile ve belirlediği strateji çerçevesinde yazar. Duruşmada çok konuşunca iyi avukat olunmaz. Sadece bazı anlarda, bazı müdahaleler, özellikle de usul hukukuna ilişkin konularda önem taşır.


Örneğin usulen tanık dinletilmesi mümkün olmayan davalar vardır. Bu tip bir davada karşı taraf tanık dinleteceğini beyan eder de siz de bön bön bakıp hiçbir şey demezseniz müvekkilinize karşı büyük bir kötülük etmiş olursunuz ve evet USUL HUKUKUNU BİLMEDİĞİNİZ İÇİN KÖTÜ AVUKATSINIZDIR. Bu noktada "tanık dinletilmesine muvafakatımız yoktur" diyerek bunu zabta geçirtmeniz yeterlidir. Çok da konuşmanız gerekmez. Dilekçede yazan şeyleri aynen tekrarladığınızda Hakimden çok büyük ihtimalle "Avukat Hanım/Bey bunlar dilekçenizde yazıyor zaten!" gibi bir serzeniş duyarsınız. Sadece belli hususları vurgulamak yeterli olup, kimi zaman hiçbir şey söylememeniz gerekir.


Bu arada yeri gelmişken ve Usul Hukuku demişken bu dersi 3. kerede veren bir insan olarak, ne kadar ama ne kadar önemli olduğunu meslek hayatımda anladım. Üstelik Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'muz (HUMK) değişiyor ve HMK oluyor. Yeni Kanun şayet gereği gibi uygulanırsa Türkiye, Usul Hukuku konusunda dünyanın bir numarası dahi olabilir. Gerçekten şahane yenilikler var. Bizler de uygulayıcılar olarak incelemelerimize, eğitimlerimize devam ediyoruz. Yeni HMK'daki "ÖN İNCELEME" konusu devrim niteliğinde. Yeri gelmişken de bu konudaki çalışmaları için dahi insan Prof. Dr. Muhammed ÖZEKES'e saygılar sunup, teşekkürlerimi arz ediyorum. Bakalım, göreceğiz. (Avukatlar ustalarına, üstadlarına saygıda asla kusur etmez.)


....


Son olarak şunu söylemek isterim, avukatlık mesleği gerek sorumlulukları, gerek yüklediği ödevler, gerekse özel yaşama etkileri yönünden uzaktan göründüğü kadar kolay bir meslek değildir canlarım. Dirsek dirseğe çalıştığınız, her sabah günaydın dediğiniz meslektaşınızın, gittiği bir haciz sırasında borçlular tarafından sırtından vurularak öldürüldüğünü öğrendiğinizde ve yıllar yılı onun davasını sürdürdüğünüzde bunu daha iyi anlar, o insanın geride kalan ailesine ağlar ve yolunuza devam edersiniz... Her yıl telefonunuza düşen, "Av. ..... vefat etmiştir. Yakınlarına Allah'tan sabır ve başsağlığı dileriz." mesajlarında adını okuduğunuz meslektaşlarınızın bir kısmının mesleğin icrası sırasında vefat ettiğini bilir yine de mesleğinize dört elle sarılırsınız. Bir kaç çürük elma yüzünden yalancılıkla, sahtekarlıkla ve hatta dolandırıcılıkla suçlanır ancak buna rağmen bu mesleği tüm şevkiniz ve bağlılığınızla yapmaya devam edersiniz. Yeni bir nefes daha alarak!


Blogumun en boğucu konusu olabilir fakat feci şekilde içimi döktüm. Oh, mis, sevgiler.

Şimdi gidip lacivert ojemi süreceğim... (ve evet avukatlar süslüdür de aynı zamanda.)