dd

29 Ağustos 2013 Perşembe

Hoşgeldin Yabancı!


Tatilsiz bir yaz, avukatlığı bırakmaya karar verişim, 31'imden sonra çıkıp yüzümü bir ergene çeviren sivilcelerim, MUBI'ye sarmış bir ruh hali, havaalanlarında geçen sandviç bombardımanlı günler, sporsuz kalışım ve gittikçe büyüyen göbeğim, Toti'min yaz tatili nedeniyle benden uzak oluşu, saçlarımın uzaması, sürekli uyuyan bir beden, aşkın huzuru, yazamayışım, delicesine bir iştah, hiç bira çok rakı, son dakika hakimlik sınavına girmeye karar verişim, İstanbul'a yerleşecek olmam, asıl niyetimin Karaburun'da sevgilimle yaşamak oluşu, vejetaryen mi olsam diye düşünürken etin lezzetine varışım, evlilik isteğim, topukluları çıkarıp babetlere dönüşüm, hiç süslenmemek, az makyaj, saçlarda bolca beyaz, hayatı yavaş yavaş sindirmek...

Hepsi 30 yaşıma kadar yabancı olup 30 yaşımın bana getirdikleridir.

Hayat çok tuhaf! İnsan tuhaf. 

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Kim Yaptı!

Yazı yazmanın sihrini yitireli çok oluyor...

İddia edildiği gibi bu bir "biriktirme" dönemiyse bu kadar dolum sonrasında patlayarak kallavi bir kült roman yazmayı falan bekliyorum! 1 yılı aştım, doğru düzgün, elle tutulur hiçbir kelimem yok! Artık acı çekiyorum. 



Yazamama halim o kadar absürd bir boyuta geldi ki yeni bir blog açıp orada sadece uğraştığım bir konu üzerine (örneğin şu sıra zayıflama derdi!) yazmayı bile düşündüğüm oldu, sonra bu kandırmacanın da beni mutlu edemeyeceğini anlıyorum. Çaresizliğimin boyutunu varın gelin siz düşünün! 

Ne yani ben mutsuz olmayınca yazamayacak mıyım? Böyle saçmalık mı olurmuş! Bu ne anlamsız bir yazma yeteneği/yeteneksizliğidir!  Benden kaçıp kurtulan kelimelerimin bir an önce yuvalarına dönmeleri için buradan çağrı yapıyorum!

Çabuk evinize dönün!







4 Haziran 2013 Salı

Diren Gezi! Diren Taksim! Diren Türkiye!



Demokratik haklarımı kullanırken ölüyorsam bu yerde artık demokrasiden söz edilemez. 

Demokrasi kazanılana dek direnişteyiz! 

Hiçbir iktidar ve güç, bir insanın yaşamından daha kıymetli ve eşsiz olamaz, olmamalıdır. 

DİREN GEZİ! DİREN TAKSİM! DİREN GÜNDOĞDU! 
DİREN TÜRKİYE!

"Bizdeki bu ağaç sevdası,
 zamanında astığınız fidanlar için..."


23 Nisan 2013 Salı

Nokta


"Yarım ile yarim arasında bir noktalık fark vardır." dediğinde, 
iki belirsiz nokta arasındaki sonsuz çizgi kadar daha sevdim O'nu!  


3 Nisan 2013 Çarşamba

Baba kokusu

Şimdiki evimin asansörü, çocukluğumda oturduğumuz apartmanın asansörünün aynısı. 
Bu yüzden ne zaman tek başıma asansörle eve çıksam, ailecek gittiğimiz yemeklerden sonra burnuma dolan baba kokusunu alırım.
 Rakı ile neşe karışımı, bana 4 kat boyunca sarılan ve eve geldiğimde yanağımı okşayan dünyanın en sevecen kokusu...

10 Şubat 2013 Pazar

Durduk Kaldık

İçeride kedim uyuyor. 
Ben Jimmy Gnecco dinliyorum ve çok mutluyum. Dinlediğim müzik mutluluk veriyor. Darling şarkının adı, çok sıradan. Ama şarkının, adının sıradanlığından başlayıp süregiden her notasını da tam olarak bu yüzden seviyorum. Değişik olmak için zorlayanlardan hiç hoşlanmam. Her anlamda! 

Bu kış depresyona girmedim. Bu kış depresyona girmediğim için yazamadım. Bu kış depresyona girmediğim için ben çok daha sıradandım. Bu kış depresyona girmediğim için her şey aşırı normaldi. Yok ama ben bunu da sevmedim. İnan, kendimi depresyona sokmak için zorladım gibi de. Ama cık! Olmayınca olmuyor. Eskiden tuhaf tuhaf olaylar, bi' şeyler yaşardım ama bu yıl hiç değişik bir hikayem yok, tık yok tık! Kendimi her akşam bir dizisi olan ve sadece o dizide yaşananlarla adrenalin salan Hatice Teyze gibi hissediyorum. Ulan bir tane acayip olay olaydı bari. (olay olaydı enteresan bir kullanım oldu) 2013'ün kışını böyle bırakmasak iyiydi. Bak şimdi ben bunu dedim ya kesin yaşarım alevli yan masadan gönderilme bir şeyler yakın zaman içinde, yaşarsam yazacağım söz. 

Neyse, George Orwell'a sardırdım bu kış, o bi' iyi gitti. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört uzun zamandır okuduğum en iyi kitaplardandı. Bu kitabı seven birileri varsa oralarda, bana lütfen kitap tavsiye etsin olur mu? İki parmağını yorup yorum yazıversin, rica ediyorum. 

Kedimle ben mutluyuz. O geldiğinden beri ben çok huzurluyum. Elim, kolum, ayağım tırmık içinde ve buna rağmen çok mutluyuz. Canımı yakıyor ama yine de çok seviyorum O'nu. O uyurken ben, O'nu izleyip duruluyorum... Karşılaştığımızdan beri göğsümde uyuyor biliyor musun? Her sabah saat 6.30 sularında gelip koynuma yatıyor. İkimizi de alıştırdı sıpa. Gelmeyince bozuluyorum o denli! Hayatımın yarısı kedim oldu. Kimileri çocuksuzluğun başıma vurduğunu iddia ediyor. Bir arkadaşım ben hayatımda böyle kedi seven birini görmedim, resmen çocuk annesisin dedi. Anam küstü bana kedi geldi evime diye, 1 ay konuşmadı, aramadı kadın. Hayatında ilk kez küstü bana. Resmen aşk yaşadım hayvanla. Ya o ya ben dedi annem. Banane o dedim. Tabii ki bunu söylerken annemin dayanamayıp bana geri döneceğini biliyordum. Dur bi' dakika ya sevgili formu yakalamışım kediyle şimdi fark ediyorum, gözüm kararmış baksana, anayı yok saymalara varmış olay. Aslında, 'ben bunu istiyorum, benim isteğime saygı göstermelisin'i anlattım sakin sakin. Ana çok kıymetli yoksa.

Bence benim çocuğum olmayacak da öyle hissediyorum. Kocam bile olmayabilir. Koca ne zaten ya olmasın. Sıkılıyorum. Daha önce denedim. Gel gör ki annemin en büyük hayali benim evlenmem, ilmek gibi boynumda! İşşşşaaalllah evlenirsin diye öyle içten dua ediyor ki korkuyorum gerçek olacak! Böyle anne duasının gücüne hiçbir şey yetişemez. Öyle dua mı edilir anne, belki çok mutsuz olacağım diyorum. Yok mutlu olacağın şekilde diyor. Sıkıldım bak yine boğuldum. Annemler ziyarete geldi evime ya şimdi gündem maddemiz evlilik, eee yok mu bir şeyler, eee ne zamanlar... pufff! Bak öyle sıkıldım ki yazamayacağım daha fazla. 

Haydi gidip kedime sarılayım ben. 

Yaşadığım her şey fazla normal demiştim değil mi? Pardon bir şeyi unutmuşum. Toti eskiden kamyon şoförüymüş. O zamanlardan bir fotoğrafını bulduk geçen. 


   

5 Ocak 2013 Cumartesi

Her Şey Hızlandı ve Her Şey Yavaşladı...

Hala buralara gelip giden varsa, "aaaa bu blog da Ekim ayında kalmış, artık ölmüş" diyip beni anında infaz etmesin diye - ki ben öyle yapıyorum- üç beş satır bir şeyler yazarak hayat belirtisi gösterme kararı aldım. 

Ben geçtiğimiz son bir kaç ayda, ömrümce yaşamadığım pek çok şeyi hızlandırılmış kur şeklinde yaşadım. Dedemi kaybettim, eve hırsız girdi, annem sevgilimi çok sevdi, babam bana sadece benim bileceğim bir sır verdi onun ağırlığını taşıyorum... 

Dedem benim için bu dünyadaki en pamuk insanlardan birisiydi. O kadar tertemiz bir şekilde veda etti ki bu yaşama tıpkı kendisi gibi ölümü de pamuk oldu... Yıkandı, abdestini aldı, namazını kıldı, anneanneme "Nermin ben biraz üşüdüm bana yünlerimi giydir" dedi, yatağa uzandı ve gözlerini kapadı!  Onu defnetmek için apar topar Keçiborlu yollarına düştük,  memleketine gömülmek istemiş. Tesadüf o sıra annem yanımdaydı, yola annem, teyzem, ben ve kuzenim çıktık İzmir'den. Babam Van'dan, kardeşim de Ankara'dan geldi. Ölümün insanları birleştiriyor olması ne tuhaf... Cem Karaca'nın çok güzel bir şarkısı vardır 'işte geldik gidiyoruz' adı. O şarkıda çok sevdiğim bir cümle var : "Doğuma da ölüme de çiçekler yolluyoruz, sevince de kedere de, doğuma da ölüme de çiçekler yolluyoruz..." 



Bu sehpayı sildim, düzenledim ve o günü hiç unutmamak için fotoğrafını çektim Keçiborlu'ya gittiğimde... En son çocukken görmüştüm bu eşyaları ama hiç unutmamışım... Anneannemler Ankara'da yaşadığı için, yazlarını geçirdikleri Keçiborlu'daki evlerine gitmezdik.


Anneannem, dedem, teyzelerim ve ortadaki annem! :) 

Sevinci de kederi de aynı belirti ile selamlıyoruz. Doğru! Ve işte geldik gidiyoruz... Her ölümde bana kendini hatırlatan cümle. Sonumuzu bilememek çok tuhaf! Gerçi bilmek de daha bir tuhaf olurdu. Düşünsenize, doğumunuzla birlikte ölüm tarihimizin de belli olduğunu. Neyi nasıl yaşayacağımızı şaşırırdık. 

Doğum tarihi : 20.07.1982  
Ölüm tarihi: 20.12.2056 

Bu aralıkta sizden yaşamanız bekleniyor! 
Bir gün bu tarihte ölürsem, ki hesap ettim 74 yaşımda oluyorum, lütfen bu yazımı gazetelere haber edin; "EFSANE KADIN ÖLÜM TARİHİNİ ÇOK ÖNCEDEN BİLDİ!" gibi afilli bir şeyler yazın işte. O zamana gazete kalmaz gerçi artık aymeç , tineyçmutıntninjatörtıls isimli cihazlarda mı okuruz ne ederiz, beynimize çip mi takarız bilmiyorum. Şu an facebook hesabımda mevcut güzel denebilecek fotoğraflarım var, mümkünse en güzelini seçin, "çirkinmiş, ölmüş iyi olmuş!" demesinler arkamdan. "Yavrum, çok da güzel kızmış" gibi sözler duymak istiyorum tombul kollu Hatice annelerin ağızlarından. Böyle de bir takıntım var benim. :)

Uzun lafın kısası, ben hala yaşıyor fakat yazamıyorum...
Mümkün olursa ve ilham gelirse eskisi gibi yazmak istiyorum...
Benim için bunu dileyin olur mu, yazabileyim. Güzel yazabileyim.