dd

31 Ekim 2012 Çarşamba

Mesajınız Var!



Birbirinizi çok fazla üzüyorsunuz, hem de boş şeyler yüzünden... Benim hayatımda kelimeler yok, sadece sesler var; belki bu yüzden daha mutluyum. Sevgimi göstermek için seni öpmeye ya da bunu gözlerimle anlatmaya mecburum. Sizse konuşabildiğiniz için kelimelerle dövüyorsunuz birbirinizi! Konuşabilmenin herhangi bir değeri kalmamış dünyanızda! 

Her sabah kucağına yatıp seninle uyumamın bir sebebi var; gün içinde olacaklara hazır ol, hep o sıcaklığı hatırla istiyorum, ben yokken, karnında bıraktığım o sıcaklığı hisset! Kalbine yakın yerlerinde izler bırakıyorum. Çünkü sevgi o izler ile takip eder seni, korur! En zor zamanında kendini hatırlatır. Sana yeniden umut verir. 

Hadi artık üzülme akşam gelince yine sarılacağım sana, boynunla omzun arasında durup bu sefer de göğsünde bırakacağım sevgi izlerimi. Böylece vücudunun her yanı sevgi ile kuşatılacak ve sen çok daha güçlü olacaksın kötü insanlar karşısında...



Toti.







4 Ekim 2012 Perşembe

Bilimkurgu!!!

Size de öyle gelmiyor mu? 
Korkunç bir bilimkurgu filminin içinde gibiyiz!
Canlı yaşamın olmadığı sokaklar, inorganik besinler,
yazılması sakıncalı kitaplar, dokunulması yasak diktatörler,
yok olan doğa, üstün ırk amacı...
Ve tüm bunlar karşısında 
bir avuç kalan, dehşet içindeki "insan" topluluğu...
Cesur Yeni Dünya, Fahrenheit451, Ve Bütün Çirkinler Öldürülecek'teki 
ütopya ve distopyalardan farksız haldeyiz!

Tek hissettiğim dehşet! 


10 Eylül 2012 Pazartesi

Sırt üstü yatıyorum!

Uzun süreli sessizlikler, denizde yüzüp kulaçlardan yorulunca sırt üstü yatmak gibi benim için...

Çıt çıkarmıyorum sadece sırt üstü yatmış, bel boşluğumda denizin çivi gibi soğuğu, gözümün ucunda gökyüzünün sonsuz sandığım mavi boşluğu; biraz tedirgin hem huzurlu, hareketsiz ve sadece nefes alarak durmak yaptığım. 

Nefes alarak durulur mu? Nefes almak başlı başına bir durmama/devam etme biçimi değil midir zaten? O halde haksızlık etmeyeyim, benimki durmak değil, basbayağı devam etmek!

Tuhaf tuhaf mailler, 
çok güzel dostluklar,
kitaplığımı ve beni çoğaltan sayfalar,
notu tutulan onlarca film, 
kulağa değmiş binlerce şarkı, 
yazılmış yüzlerce dilekçe,
güzel ve çirkin kalpler,
yüzlerce fotoğraf,
ve bir ben vardık bunca zaman...

Aklımda yazmak hep var. 
Yazamamak ise ölüme gitgide yaklaşmak benim için.
Artık susmamak istiyorum. Eskisi gibi hikayelerim olsun, sarılıp uyuyayım , bir kısmını boşluğa ya da size anlatayım. Acemi Öykü'me devam edebileyim mesela! 

Aşkı yeniden anlatabileyim. Ahkam kesen onca insana rağmen diş bileyeyim. Kimseyi umursamadan sadece yazının içinde boğulabileyim. Dileklerim yazıda olsun, dile düşmesine bile gerek yok... Olsun ama bunlar! 

Böyle sütten kesilmiş bebek gibi bırakmasın beni kelimeler. Yapışsınlar yakama, sürüklesinler yerlerde, yeter ki beni yeniden yanlarına alsınlar. 

Kelimecibaşı;

Bir sokak arasındaki uzun sakallı şarapçı isen seninle soğuk kaldırımda şarabın sarhoşluğuna da varım, 

Uzay boşluğunda yapayalnız bir yıldızsan parlak tozun uçmasın diye vücudumla seni korumaya da varım,

Bir türküdeki atonal nota isen seni düzgün çıkarmayı beceremeyen adama küfürler savurmaya da varım,

Bir mahkemenin en ketum hakimi isen karşında sesimi çıkarmadan azarını yemeye de varım! 

Yeter ki kelimelerimi geri ver. 

Başımın tacı kelimeleri esirgeme aklımdan, ellerimden. 

Tüm dostlara selam olsun... 

15 Temmuz 2012 Pazar

Sadece Sevgi...

Bakıyorum da en son notumu Nisan'da yazmışım. Hiç bu kadar zaman koymamıştım araya. 2.5 ay civarı bir süre geçmiş. Bu arada hayatımda pek çok şey değişmiş. Benim için en çok mutluluk veren artık evimi paylaştığım çok yakışıklı bir beyefendi var. Kendisi koynumda uyuyor, boynumdan çıkmak istemiyor, sabahları beni öperek uyandırıyor, gözlerimin içine içine bakıyor, kısacası hayatımda şimdiye kadar birlikte olduğum en güzel sevgili. 

Adı Toti. Mr. Toti.
Benim küçük toz kahve mutluluğum! 







İyi ki girdi hayatıma! 2 aydır daha mutluyum. :-)



9 Nisan 2012 Pazartesi

Öl'gün

Ölü bir günlük olma yolunda ilerlerken, can çekişmelerimi görün istedim. Yazamamaktan öte bir durumdayım; bilgisayarımı açamıyorum. Şehrimde kalamıyorum. Uşak, İzmit, İstanbul, Ankara, Bergama, Eskişehir derken nerede olduğumu unuttum. Kalan azıcık vaktimde film izliyor, yollarda kitap okuyorum. Takip ettiğim bloglardan kopalı çok oldu. Eksikliğini hissediyor, bu mezarlığı gördükçe üzülüyorum. 

Yine de bugüne kadar bana ve kelimelerime kattığınız her şey için buradaki herkese teşekkür ediyorum. Görüşmek üzere,  

24 Mart 2012 Cumartesi

O

Ben, O'na şöyle derdim...

Nefesin; gökyüzü,
Burnun; henüz keşfedilmiş tepecik.
Gözlerin; varılacak yolda aydınlık iki yıldız!
Ellerin; yaşam ağacımın dalları...




D.

2 Mart 2012 Cuma

***

yeryüzünün kanadında
gök kubbenin rüyasından,
gökkuşağının altından 
Seninle geçtik!

Şubat

Mart ayı geldi çattı, Şubat ayında n'aptığıma bakıyorum da blog adına tırttım ama hayatım adına güzel şeyler yapmışım. Bir kere en başta yıllar yılı okumayı ertelediğim Mülksüzler'i bitirdim. İyi filmler izledim. Aralarında Blade Runner, The Lost Weekend gibi oldukça sağlam iki film olması beni tatmin etti. Şubat ayı kitap ve film ayıydı. Yazı namına ise bitik vaziyetteydim. En kısa zamanda sahalara dönmeyi ümit ediyorum. Yedek oyuncu kıvamında olan biteni izliyorum o kadar... 

Sağlıcakla, 

3 Şubat 2012 Cuma

İzmir'in Kardan Adamları

Bunca yıl sonra gelen beyaz tanecikler İzmir'de büyük bir konukseverlikle karşılandı elbet! Koca koca kadınlar, adamlar, bankalardan, ofislerden, adliyeden, dört duvar arası kapalı yaşamlardan dışarı taşarak gönüllerince eğlendiler. Bense onları izledim, fotoğraflar çektim ve bu neşe içerisinde yüzüme kocaman bir gülümseme takınarak ofisime giden yollarda yürüdüm. 

Ben Ankara'da büyüdüm; büyüdüğüm 24 yıl boyunca defalarca kar yağışını izledim penceremden, hiç ayak basılmamış yerlerine defalarca ayak bastım beyazlığın, okullar tatil olsun diye geceden başlayan kar yağışlarına niyetlendim, kardeşimle dedemin yaptığı kızağa bindim ama onca sene hiçbir zaman İzmir'deki bu sevinci görmedim Ankara'da. İzmir'in  kara "merhaba"sı öyle içten ve öyle özlem doluydu ki bir kere daha İzmir'in neşesine hayran oldum. Biz burada mutluyuz! Tek kelimeyle mutlu!

18 Ocak 2012 Çarşamba

Ours - God Only Wants You




Ours neden hak ettiği kıymeti göremiyor bilmiyorum!
Aman sanki hepimiz hak ettiğimiz kıymeti görüyor muyuz benimki de laf. Geri aldım.

16 Ocak 2012 Pazartesi

Kafes

Göğsünün kafesini açıp beni usulca içeri aldı. Önce kaçmak için çırpındım, o kapıyı açtığında ise ben uçmadım. Gidecek yerim yoktu, benim yuvam O'ydu; parmaklıklarının ardından bakabilirdim gökyüzüne, sesim bile çıkmazdı. O adamın göğüs kafesindeki dilsiz kuştum! 





Kalbim bir adamın göğüs kafesinde kaldı. 
Geri alsam o ölür, almasam ben!