Kayıtlar

2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Öyle Güzel Bir Gün Ki...

Resim
Uzun zamandır iyileşemediğim için, bugün sabahtan doktora gitmek için işyerimden izin almıştım. Sabah erken uyanmak zorunda olmadığım günlere tek kelimeyle bayılıyorum! Doktor izninin, benim için muhteşem bir günün başlangıcı olacağını asla tahmin edemezdim... Doktordaki işim hemencecik bitti; eczaneye uğradım, elimdeki torbada öksürük şurubum ve burun spreyimle birlikte tırıs tırıs vapura doğru yürümeye başladım... (Geçen gün bana pastil satarken günde 3-4 kez "emebilirsiniz" diyen egzotik eczacı, bugün de bu spreyden günde iki kez "puflatın" diyerek egzotik kişiliğini bir kat daha perçinledi ve ben de onu bu güzellikleriyle kabullenmeye ve ayrıca da sapık olmadığına karar verdim. Emebilirsiniz kelimesini duyduğumda irkilmiştim de!)  İskeleye geldiğimde, uzun zamandır fotoğraf çekmediğimi ve bunun eksikliğini hissettiğimi fark ederek, pek de kaliteli görüntüler sağlayamayan telefonumla işe koyuldum.  Sonra bir de baktım ki yaklaşık 10-12 tane

Bir Mimim Varmış! En çok da içimi anlatırmış!

Vladimir , teşekkür ederim. Beni ödüllendirmiş ve de mimlemişsin. Bir kere her şeyden öte blogumun oldukça durgun giden seyrini değiştirmek adına bu şekilde bir katkıda bulunduğun için teşekkür ederim! Gerçekten blogumun haline acımaya başladım, eskisi gibi yaratıcı olamıyorum. Birilerinin ahı mı tuttu nedir?! Şimdiiiii denilen o ki hakkımdaki 7 gerçek ortaya dökülecekmiş!  Tabii ki bu 7'nin içinde daha çok kötü yanlarım olacak ama araya bir iki iyi şey de atıveririm! :) Benim 7 gerçeğim şöyle; 1-)  27 yaşıma kadar tırnak yedim. Bu berbat huyumu ancak son 2-3 yılda bırakabildim. Tırnak yemeyi bırakabildiğimden beri ise görmemişin oğlu olmuş tutmuş ç.künü koparmış misali renk renk ojeler sürmeye başladım. (afedersiniz ama bok rengi bile sürerim o denli hasretim ojeye) Tırnak yemeyi bırakmamın sırrı aşık olduğum adamın el manyağı olması idi. Aşk işte nelere kadir. Kendi gitti bana tırnaklarımı bıraktı. Tırnak yemeyi bırakamayanlara her türlü psikolojik ve taktiksel des

Meçhul Sevgiliye Mektuplar

Resim
Günün birinde aklını yitirmiş bir adam benimle evlenmek isterse ondan hiçbir şey saklamayacağım. Bak diyeceğim sevdiceğim, bu kadının bir kısım defoları var; kronik olarak baş ağrıları çekiyor, mide desen haşat, reflu de cabası! Ona göre evlen. Ondan sonra vay efendim gizli ayıbın varmış, bunları da ben bilsem evlenmez idim deme! (meçhul sevgiliye mektuplar-1) *** Sen yokken her gece 4'te uyanıyorum, bölük pörçük uykularımın müsebbibi sensin! Bir an önce gelmezsen, manevi zararlarımın tazmini için hakkında her türlü yasal yola başvuracağımı ihtaren bildiririm! (meçhul sevgiliye mektuplar-2) *** Çocukluğumdan beri dudağımı büzüştürürüm. Hatta dudağımı büzüştürme şeklim bile  d eğişmedi; bununla ilgili kanıtlarım ekte sunuludur. (Ek-1) Kısacası sonradan olma değil;   d oğuştan hüzünlüyüm! Aslına bakarsan çok da neşesiz bir insan değilimdir. Yani tüm bu   büzüşüklüğe rağmen beni sevebilirsin ve çok sevilebilirsin! (meçhul sevgiliye mektuplar-3)        

Kimim Ben? Neredeyim?

Resim
Tüm bu anları bugün içinde yaşamış olmam ne saçma görünüyor! 

Yol

Kafamdan dünya geçiyor. Kafamdan dünya gidiyor. Kafamda dünya dönüyor. Kafamda dünya duruyor. O yüzden yazamıyorum. Her hücrem tıkabasa doldu; akacak yol arıyor. Şimdilik kelimelerle yapamıyorum, şimdilik yolu bu değil! Yarın İstanbul'a gidiyorum. Pazar akşamı dönüş. Yanıma bir kitabımı ve yazı yazabilirim umudu ile defterimi alıyorum. Yazdıklarımın herhangi bir anlam taşıması gerekmiyor, birazcık yükümü döksem yeter! Aslında gitmek bile istemiyorum ya hadi bakalım... Nereye gittiğimi bilmeden gidiyorum!   

Kış Güneşinin Mutlu Ettiği Beyler!

Resim
Ne zaman aşağıdaki gibi uzanmış bir kedi görsem Murathan Mungan'ın şu satırları geliyor aklıma: "K ış güneşinin mutlu ettiği bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız  Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim  Senin ve benim , yani bizim için..." Ooooh beyim,  Keyif senin! Anteni kendine yastık yapmayı akıl edecek kadar keyifçi bir başka tembelimiz!  Mahallemin kedileri hakikaten hiçbir yerde görmediğim kadar komikler. Elemanlar keyif için yaşıyor mübarek! Benim oturduğum semt İzmir'de genelde emeklilerin yaşadığı bir semt. Kedilerimiz de emekli hayatı yaşıyor gördüğünüz gibi. Çooook miskinler! :) Bu fotoğrafları bugün işe giderken çektim ve onların yüzünden duruşmama geç kaldım! Bu kedi sevdası bana artık zarar vermeye başladı. İmdat! 

Karton Adam

Resim
Saatlerimiz 3.13'ü gösterirken hala uyuyamıyoruz. Buradan anlıyoruz ki bir derdimiz var! İnsanın dertsiz başına dert aramasının adına sevgi ya da aşk deniyor. Kimi seveceğinizi bile bilmeden sevmek istiyorsanız hele, o dertten de öte bir şey oluyor.  Ben de hep böyle çiçeklere uzandım olmayan ellerimle, boyumun yetmediği... Bu fotoğraf telefonuma her baktığımda gördüğüm fotoğraf. Telefon kullanmaktan nefret ettiğim için onu sevimli hale getirmeye çalışmıştım bir vakit.  Neyse, netice olarak zaten, çiçeğine uzanamayan, uzansa bile elleri olmadığı için tutamayacak, mutsuz bir karton adamdan farkım yok sanırım. Saat 3.28! 15 dakika daha geçti...  gece biterse sevineceğim.

Huzurlu Günlerim Var!

Resim
Pasta ikramdı...  Beklenmedik anlarda karşıma çıkan sürprizleri seviyorum.  Sanki fotoğrafımı tamamlasın istediler. 

Kendimi Çizdim :) Seviye- İlkokul 3

Resim

Takı Takıntısı

Resim
Canım sıkıldı ve paylaşacak enteresan hiçbir şeyim yok. Ben de hayatımdaki en büyük takıntılarımdan biri olan takılarımı göstereyim dedim. Takıntın ne deseler, kolyeler ve iğneler derim.  Şöyle ki; 

Güzel Bir Cumartesi

Resim
Cuma akşamı boğazımın sinyal vermesi ile hasta olacağımı anladım. Hemen 'tantum verde' ile işe koyulup el mi yaman bey mi yaman diyerek hastalığa karşı direniş göstermeye başladım. Cuma gecesi iyice kötüleşmiştim. Üstelik de Cumartesi çalışmam gerekiyordu. Umursamadım, olur, biter, yarına geçer dedim ve ayaklandım. Hatta bir de ilaca dörtlük yazdım. :) düştüm bir derde, evde bir yerde, olacaktı ama nerde, tantum verde! N'apayım henüz şiirlerimi objelere yazmakla meşgulüm... Hala ve hala... Hala! Ertesi gün işe gittim ve öğleden sonra saat ikiye kadar çalıştım. Oldukça verimli geçti. Dünya kadar iş bitirdim. Sonra işten çıkınca artık süpürge formatına bürünmüş saçlarımı kestirmeye gideyim dedim. Kuaförden çıktığımda saat 16.30 sularıydı. Sokaklarda yürüdüm, havayı ciğerlerime doldurdum. Bornova eski oturduğum semtti, biraz maziyi yad ettim. Oraları özlemişim... Sokaklarda yürümek ve üşümek hoşuma gitti, fazlasıyla!  Derken bir sokak arasına gi

Et Maintenant On Va Où/ Where Do We Go Now/ Peki Şimdi Nereye?

Resim
Uzun zamandır aklımı delik deşik eden ve izlediğim günden bu yana, hakkında bir şeyler yazmayı düşünedurduğum bir filmden bahsedeceğim size. Neden bunca zaman beklediğimi bilmiyorum, galiba bu filmi anlatmaktan açık şekilde korktum! Son yıllarda izlediğim en iyi filmi nasıl kelimelere dökebilirim ki... Aciz kaldığımı hissediyorum; açık ve net!   Filmekimi'nin İzmir seçkisini gördüğümde, bu filmi mutlaka izlemeliyim demiştim. 2 günde ancak 5 film izleyebildim ve hiçbirisi beni bu kadar çarpmadı. (Diğerleri Sleeping Beauty/Uyuyan Güzel, Le Skaylab/Gökten Bir Uydu Düştü, Melancholia/Melankolia, A Dangerous Method/Tehlikeli İlişki idi.)  Bu film Nadine Labaki adlı bir güzel kadının bu dünyaya getirebileceği en güzel çocuk,  Filmekimi'nin de bana hediye ettiği en sürprizli kutudur! İçini açtıkça konfetilerin patladığı, havai fişeklerin üzerimden yağdığı, çatapatların çıtırtılarında hem canım yanarak hem de çocuk gülüşlere gömülerek izlediğim bir filmdi! Aslında "film&q

Turgut Uyar Şiir Yarışması

Turgut UYAR şiir yarışmasının ikincisi yapılıyor.  Haberiniz olsun istedim. Çünkü biliyorum aranızda çoook güzel yazanlar var! ;)  Son başvuru tarihi 15.02.2012 yani daha çok vaktiniz var gençler!  (Hitap şeklinde "gençler" kelimesini ilk kez kullandığın an  ve peşisıra orta yaş sınırına gelmekte olduğunun ayırdına varış irkilmesi!) Ayrıntılar şurda!   Aranızdan biri kazanırsa haberim olsun, ben de bir ödül veririm, kim bilir! 

Garip Olan Ben Miyim?

Bugün maruz kaldığım cümle şu oldu: "Kliniğe git, tedavi ol!" Aşağıda yazışmaları aktaracağım, lütfen objektif olarak görüşünüzü söyler misiniz? Yanlış düşünen ben miyim? Eğer öyle ise gerçekten düzeltmeye çalışacağım... Gece 23:00 sularında telefonuma bir SMS geliyor... 

Fırıncı

Her gece ışıklar söndügünde, gün geceye döndüğünde ve yarım kalmış her şey bır kez daha tamamına eremeden öylece durduğunda karşı kaldırımdaki fırını izlemeye koyuluyordu.   Sokaktaki tek hareket terliklerini sürüyerek yük indiren fırıncılardı. Sürüdükleri ayaklarını görmek, bu küçük hareketlilik, bu sesler, ölmesini engelliyordu. Aksi takdirde izleyeceği tek şey bedeninde açılmış yara izleri olacaktı. Tıpkı bu gece olduğu gibi...  Elektrikler kesikti ve bu gece fırını açan olmamıştı, ekmek kokusunu, yumuşak kurabiyelerin altı yanık tadını alamıyordu bu kez! Birden tuhaf bir mutluluk sardı; ölmek için bahanesi vardı artık; kendinden başka suçlayacak birileri; ne de olsa açılmamıştı fırın! Kafasına boşaltacağı bir şarjörü ya da kendini sallandıracağı bır çamaşır ipi yoktu! Birden karşı kaldırımda parıldayan bıçağı gördü. Fırıncı sabahtan önlüğüne silip bırakmıştı dükkanın önüne. Bilir gibi! İster gibi! Ufak bir hareket çakmıştı başıyla ; selam eder ve hoşç

Sanırım, Belki ve Galiba!

Bir süre ara vermem gerekiyor. Özür dilerim. Döner miyim, ne zaman gelirim, hiç... hiç bilmiyorum! 

İçimin Yarası Derin

Tam 6 gündür blogumda kıpırtı yok, beni takip edenler bilir normalde böyle uzun aralar vermem. Fakat uzunca bir süredir keyifsizim. Beni yazmak için tekrar harekete geçirecek olan şeyin böyle acı bir olay olmamasını dilerdim! Lakin anlatacaklarım var: 23.10.2011 ülkem bir kez daha kötü bir haberle uyandı! Haber kötüydü, çok kötü! Kandilli Rasathanesi merkez üssü Tabanlı olan 6.6 büyüklüğünde bir depremi açıkladı. Depremin büyüklüğü Amerika Jeoloji Merkezi tarafından 7.3 olarak açıklanmıştı. Üstelik ilk veriler depremin 6.6'dan çok daha büyük olabileceğini söylemesine rağmen Kandilli, lokal ölçekti oydu buydu derken kendisinin birincilik derdine düştü. En birinci biziz ilk biz haber verdik, sonra da revize ettik gibi bir yarış içine girdiler! Bu durum ilk falsomuzdu. Ölçeğin yanlış verilmesi değil; birincilik derdine düşülmesi...  Bunun yanında ben bugün depremle birlikte ikiyle, onla, yüzle, milyonla çarpılmış; bedeli olmayan bir acıyı daha yaşıyorum! Memleketimde yeşeren

Momom

Resim
Sizi Ankara'dan bir güzellikle tanıştıracağım... Momo.  Mahallemin güzel esnafının güzel kedisi Momo! B u Ankara seyahatimde Annem'den ve can dostum V.'den sonra bana en katışıksız sevgiyi gösteren canlı O'ydu.  4 tane de yavrusu olmuş ama ben onları göremedim maalesef. Aslında  yavrulardan birini benimle İzmir'e göndermeye bile niyetlendiler ama ben kıyamadım. Bir yavruyu annesinden ayıramam... Ne olursa olsun! Momo, sanki yıllardır yolumu gözlüyormuş da beni görünce tarifsiz bir sevince bürünmüş gibi koşa koşa geldi yanıma! Zıpladı, oynaştı, sırnaştı. Ondan sonra bir güzel kendini sevdirdi. Ardından da böyle şahane pozlar verdi. Fonu bile güzel olsun diye yardımcı oldu bana! Şu kırmızı çiçekler eşliğindeki güzelliğe bakar mısınız?  Patisini öptüğüm... 

Ankara

Yarın akşam Ankara'ya gidiyorum. 3 gün kalacağım.  Mutsuzluğumu dindirip döneceğim! Mutsuzluğumu dindirmeye 3 güncük yeter mi? Mutsuzluğu dindirmeye bir nefes bile yeter!  Benden hayata ve Ankara'ya dair bir şey isteyen var mı?    Balmorhea 'yı dinleyin, beni vuruyor. Müziğin yalın hallerini seviyorum... Sözü olan her şeyden daha çok! Ben buraya bırakıyorum, isteyen ve beğenen cebine, çıkınına koyar. Koklar koklar bırakır... 

Ötanazi ve Kelimeler

Resim
*Neron’un hocası Seneca “ Bineceğim gemiyi, oturacağım evi seçiyorsam ölümümü de seçmeliyim” değişiyle bilinirmiş. Benim düşüncem o ki, kendi ölümünü seçme hakkı kişilere veya varsa kanuni temsilcilerine hukuken ve tıbben tanınmış ise dahi çok sıkı kontrol ve denetimlere tabii olmalıdır. Yaşam hakkı insanın en biricik ve en temel hakkıdır; bu nedenle gereğince ve hak ettiği tüm değeri görerek korunmalıdır. Ötanazinin kabul edildiği ülkelerde denetim mekanizması sağlam şekilde kurulamadığı takdirde engellenemez ve önü kesilemez anlamda olumsuz sonuçlar doğurabilecektir. Türkiye açısından değerlendirecek olursam; özellikle ülkemizdeki yoğun İslam inancı (ve ayrıca diğer tek Tanrılı dinler açısından "yaratıcı"nın mevcudiyetine olan inanç), ötanazinin karşısında yıkılmaz bir duvar olarak durmaktadır. Bu konudaki tartışmalarda ülkemiz düşünüldüğünde belki de bu yüzden olan hep şudur; önce dini inançlar sorgulanır, ardından ötanazinin tıbbi ve hukuki yönü konuşulur

Filmekimi 2011

Resim
Pek çoğunuzun bildiği üzere, Filmekimi bu yıl 10. yaşını kutlaması sebebiyle tarihinde ilk kez İstanbul dışına seyahat ediyor!(İzmir, Bursa, Diyarbakır, Konya, Trabzon) İstanbul'da yaşayanlar bunun bizler için ne büyük nimet olduğunu bilemez... Ben Ankara'da büyüdüğüm için festivallere uzak değildim ancak gelin görün ki İzmir, sinema ve festivaller konusunda gerçekten bitik durumda! Bu yıl bazı atılımlar oluyor gerçi daha iyiye gidecek gibi... Neyse efendim b en de filmekimi'nin şehrimizi ziyaret haberini alır almaz biletix'in biletleri satışa çıkaracağı günü ajandama uyarılı olarak kaydetmiştim.  O gün dündü ve geldi çattı! Sabahın 8.30'una kurduğum alarm zarıl zarıl çalmaya başlayınca, koşarak bilgisayarın başına geçtim. Amacım hemen en güzel yerden koltuk kapmaktı. Fakat koltuk seçilemediği gerçeği ile yüzleşince önce bir gerildim! Bir de lale kartı olmayana satış da yoktu ilk yarım saat kadar, bu nasıl iş kardeşim, bu ne saçma organizasyon diye hemen saydır

Şehir

Resim
Güzel bir şehrin, güzel bir sokağında yaşıyorum ben. İzmir! Evime giden yolda her akşam beş güneşi birden selamlıyor ve teknedekilere ya da orada olmayanlara el sallıyorum. Mutluluğumun aslı burada.  Bu şehre geldiğim günden sonra, takip eden 5 yılda hayatım tepetaklak olduysa da bugünlerde ilk defa bir şeylerin düzelmeye başladığını hissediyorum. En çok da kendimde! Düzelmek derken mevcut koşul ve kurallara uyum sağlamaktan bahsetmiyorum, sadece mevcudiyeti beni ben olmaktan çıkaran her türlü insanı ve şeyi defetmekten söz ediyorum.  Herkesten ayrık ve bağımsız şekilde düzelmek yani. Herhangi bir nedene bağlı olmaksızın mutlu olabilmenin tadını çıkarıyorum. Çünkü nedenlere bağlı olan mutsuzluklarımı bir bir yok ettim, bir daha geri edinmemek üzere! Hal böyle olunca, ilk defa yaşadığım şehrin de tadını çıkarabilmeye başladım. Hep söylediğim gibi, bir süre sonra İzmir'den de gideceğimi hissediyorum. Neden ve nasıl olacağına dair ise hiçbir fikrim yok, sadece hissiyat

Nostalji

Resim
Sırf şu nostaljiyi yaptıkları için uzun zamandır ters gittiğim Migros'u bundan böyle sevmeyi düşünebilirim! Şu hayatta gittiğim bir alışverişte ilk defa mutlu oldum, salak salak sırıttım hatta; yukarıdaki kamyonla rastlaştık da! (keşkül gibi titretmeyip düzgün çekebilseymişim daha manidar olacaktı.)  Ben kamyonun fotoğrafını çekerken insanların bana neden vebalıymışım gibi baktıklarını da anlamadım. Bizim memlekette böyle bir şey var. Herhangi bir beğeniyi ortaya çıkaran her türlü davranıştan kaçınılıyor. (Ha pohpoh ayrı, pohpohlamada gerçek bir beğeni olduğunu düşünmüyorum ama birbirini pohpohlamayı da herkes çok sever nedense) Altı üstü fotoğraf çektim kamyonun şoför mahalline oturup Migros'ta tur atmadım ki! Beğenileri söylemek lazım, dile getirmek lazım, göstermek lazım; ben öyle yapıyorum. Her konuda.  

***

Resim
Körpecik sanatçı ruhum, kan ağlıyor! Bu sanrı içinde imgeleme yakın sembolik düşler kraliçesinin değneğini elime alıp bu iğrenç intro ile şaheserimi sizlere arz etmek istedim amma ve lakin ruhumun kelebeğinin iç dökümsel sancılarına daha ne kadar vakit ile karşı koyacağını bilemez haller içerisinde olmakla birlikte vücudumdaki naçizane titreşimlerin aciz bir kalemle dışa vurumunun kaygısında, bir sandalın dalgalara vurduğunda suda yarattığı küçük halkalardan da öte değilim. Arkadaşlar kısacası ben iyi değilim!  (Sanatçı bu resminde gözyaşı, yaprak, mum alevi, gaga, kanat gibi sembollerde aynı hatları kullanarak, aslında dünyanın tamamının tek bir özden vücuda geldiğini anlatmak istemektedir. Bu arada resmi fotoğraflarken de sol tarafta bacağı ile tüm bunları izleyen bir insan gölgesi yaratmıştır. İnsanın burnu hafif çirkindir. Bu da kusurlarımızın da bizden olduğunu anlatır. Sağ alt köşede "tapu iptali", "muris" gibi sözcüklere yer verilmesinin nedeni ise