dd

28 Haziran 2011 Salı

Roket



Bu tutanak, bir dava dosyamız ile birlikte önüme geldi.

Amcanın oğlu astronot, roketin mazot borcunu ödeyememiş gari! :)

Can sıkıcı haberlerle dolu dünyama, bu şekilde eğlence katmaya çalışıyorum işte ben de...

Aslında ruhuma ölü toprağı serilmiş vaziyette ve moralim çok bozuk insanlar!

19 Haziran 2011 Pazar

Hayatımın En Güzeli!

Cuma gecesi, kardeşimin sürprizi ile neşelendim, İzmir'e geliyordu! Bendeki kardeş aşkı bambaşka! Biz çok güzel büyüdük. Hır gürümüz çok kısa dönem sürdü, o da büyüme çağında olması gereken bir şeydi... İkimizin sakin yapısı bunda büyük etken sanıyorum. Benim her türlü deliliğimi çok çekmiştir, hakkını yiyemem. O benden katbekat ılımlıdır. Sakin, tertemiz bir çocuk!

Geliyordu ya! Cumartesi sabahı gittiğimiz piknikte cılkım çıkmış olmasına rağmen eve gelip toz topraktan arınıp, temiz pak halime büründüm. Artık onu görmeye hazırdım.

Margarita' ların en güzelini içtik birlikte! Keyfimize diyecek yoktu! O kadar özlemişim ki bir dakika bile ayrılamadık. Yapışık halde ya eline ya koluna ya omzuna dokundum durdum. Temas etmek, sevginin en güzel hallerinden birisi bence. Hissetmenin en güzel yollarından da biri aynı zamanda dokunmak... Tabii ayrılamadığımız için ben geceyi O'nun arkadaşları ile de birlikte geçirmiş oldum. Çok şanslıydım ki üç yakışıklı çıtırın yanındaki tek kadındım. Gerçekten herkesler beni kıskandı. Ne yalan söyleyeyim, insanların öyle bakmaları hoşuma gitti. :) Çünkü çok ama çok eğleniyorduk, gülmeler, kırılmalar...


Tabii öpücüğe boğmasam hiç olmaz! Yakışmaz bunca özleme... Zaten böyle bir güzelliği öpmezsem adama salak derler. Büyümüş o artık, gerçekten büyümüş! Kabul! Çocukluğumuzdan beri öyle sahiplendi ki beni, O'nun yanındayken en az babamın yanında hissettiğim kadar güvende hissederim kendimi. Bizim ailenin babası, kardeşi o kadar temiz ki sevecek adam bulamıyorum, gerçekten! Etraf şerefsiz dolu. Biz öyle öğrenmedik, neysek oyuz, kendi olabilen insanlar isteriz. Kaprissiz, dosdoğru, küfür bile edecekse yüzümüze etmeli karşımızdaki!

...

Kardeşim dün bana sarılırken, "Bu hayatta insanın kardeşi olması kadar özel ve güzel bir duygu yok!" dedi ya... Ben o anı bir ömür unutmam, dünyalara da değişmem.

Geride bıraktığımız yol çeyrek asırdan fazla, önümüzdeki yol nereye uzanır bilmiyorum... Babamın annemle birlikte bana verdiği en güzel hediyelerden biri erkek kardeşimdi! 4 yaş büyüğüm ondan, şımarıklıklarımdan insanları bezdirdiğim 4 yıl kardeşimin kundağının eve girmesiyle, sihirli bir el değmiş gibi sona ermiş. Benim sihirli değneğimdi O!

Onlar bana sadece bir kardeş değil; bir oğul, bir dost, bir omuz, bir dünya verdiler!  Madem o bir çocuğu yaptınız, o çocuğa kardeşi de yapın. 

17 Haziran 2011 Cuma

G.

"...Ağustosböceği söylencesini bilir misin? 
Söylenceye göre bu böcekler, sağken yazmak istedikleri şiirleri yazamayan şairlerin ruhlarıymış, o yüzden bir türlü dillerini tutamıyorlarmış."


"yalan söylüyorsun ey çıplak çiçeği/Dudaklarımın


Tüm ağustosböceklerine... 


John Berger
G.

10 Haziran 2011 Cuma

Uyan!

Sana beni dürt demiştim, bir kerecik bir şey istemiştim! Bir! Sayılarla aramız iyi olmadığı için lambadan çıkan cine bana üç dilek hakkı verme; ilk ve son dilek hakkımı istiyorum demiştim! Konuşmuş, anlaşmıştık da. İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşayı biliyordum da insanla lamba cininin iletişim şeklini bilememiştim! Hikaye bu hatayla başladı sanırım...


Yine uyandırmadın beni, sinsi!
İçlerce insan dolusu kaybımdan sonra kaybedecek bir şeylerimin hala olduğunu düşünüyorsan avucunu yalarsın!
İçimde çürük bir kaç organdan başka bir şey yok benim!
İçimde erkendoğan bebeklerden başka çocuk yok!
İçimde bel altı küfürlerden başka söz yok!
İçimde bir uçağın kara kutusunda çözülmeye çalışılan cızırtılı ses kayıtlarından öte ses yok!
İçimde, iç yok!
Yok hiç!

Dün gece gözlerini oymuş bir akıl hastası diğerinin. Parmakları ile göz hissetmek istemiş belli ki! Kendisini görmeyen tüm gözlerin intikamını aldı belki! Hep söylerim ya "fark edilmemek" kadar, yoktur kötüsü! Düşünsene yanından geçtiğin hiçbir insanın seni gözlemediğini! Yokmuşsun gibi davranıldığını, ölmüşsün gibi üzerine toprak örtüldüğünü, rüyanda yaşamadın mı hiç? Ben çok gece başrolündeydim çığlık atmaya çalışıp sesimin hiç kimse tarafından duyulmadığı rüyalarımın! Sen de gördün bu rüyayı biliyorum.

Fark et, fark et, fark et ey ismi ile müsemma! Muammaya düşmeden huysuzluğumuz, kaldır başını...

Uyandır hayatlarımızı!


3 Haziran 2011 Cuma

İstanbul, çok özledim!



Ve siz lütfen dinleyin. Bir vodka eşliğinde... benim için
Beğenirseniz bir de bunu!

Bugün Kendimi Bir Kez Daha Hatırladım

Hani hep dinleriz de mest oluruz ya; çocukluk anılarımız... Oradan çıktım geldim bugün! Şu anki halimin temel taşlarını dizen; üst üste ya da yan yana koyarken sırayı karıştıran ama yine de beni ben yapan şeyleri anlatacağım azıcık... Bir insanın değişmezliğini ve aynı zamanda ne kadar değişebileceğini de!

Bir süredir annem benimle kalıyordu. O olunca o kadar huzurluyum ki yalnızlığı tümüyle unuttuğumdan mıdır ne, tek cümle yazmaya bile heves etmedim şunca zaman. Fark etmişsinizdir. Donuklaşmış haldeyim. Aslında durumumun sebebi neşedendir bilesiniz! Günlerdir ne televizyon, ne film, anneme odaklanmış haldeyim. Birlikte yemek yapıyoruz, ben onu asiste ediyorum, birlikte içiyoruz ben sakisi oluyorum, birlikte gülüyoruz ben gülmekten gözden akan gözyaşı oluyorum. Hatta son olarak, bu geceki misafirlerimizden ötürü (İzmir'den teyzem + Ankara'dan muhteşem bir sürprizle gelen en biricik kuzen) birlikte yatalım dedim, ben yanıma kocamdan başkasını yatırmam dedi! Breh breh breh, Osmanlı kadını mısın be yavrum! Hayran oldum bir kez daha. Benim de öyle kocam olsa, ben de yanımda ondan başkasını yatırmam, kadın haklı ne diyeyim! Hakikaten de yatmadı benimle! :)

Neyse efendim, ben küçükkeni anlatacağım size biraz. Nedeni malum, şu sıralar çokça günceldi bloglarda bir mim dolayısıyla, beni kimse mimlemedi de bu gece annemin anlattıklarına çok güldüm ve de şaşırdım o nedenle içimden taştı anlatmak. Kusup, rahatlayıp gideceğim.

  • Küçükken Sadisttim Büyüdüm Mazoşist Oldum :

Küçükken öyle sanıyorum ki güzel denilebilecek bir kız çocuğuymuşum. Herkes beni ceylan gözlüm diye severdi, onu az çok hatırlıyorum. Saçlarımın üst kısımları dümdüz altları da anlaşılamaz bir şekilde lüleliymiş. (ki bir çok çocuğun saçları lüledir, mis kokar.) Ben işte böyle küçücük suratta iki kocaman göz, lüleli saçlar, fırfırlı gömlekler falan derken uzaktan sempatik bir şeye benziyormuşum. Yolda yürürken teyzeler, amcalar sürekli sevgi gösterilerinde bulunurmuş. Ben de öyle sevilmekten nefret edermişim. Bildiğin uyuzum yani, çok sevimsiz bir çocuk tiplemesi, kendi çocukluğumdan tiksiniyorum!

Bir gün kadının biri yaklaşmış yanıma "ahhh canııım şunun güzelliğine bak" diyip elini yanağıma doğru uzatmışşş ki onun uzatmasıyla benim kadıncağızın elinden kocaman bir ısırık alıp "sevme beeneeeeee" diye bağırmaya başlayışım bir olmuş. Kadıncağız n'olduğunu şaşırmış, annem nasıl özür dileyeceğini falan bilememiş. Kadın koşarcasına kaçmış zaten. Hani köpek gezdirenler, köpek asabiyse biri yaklaşınca uyarır ya. "çok yaklaşmayın, ısırabilir." Hah işte benimki de o hesap olmuş o günden sonra. Chucky'mişim.

Küçükken insanlara bu şekilde verdiğim zararlardan ötürü, pişmanlık mıdır, vicdan azabı mıdır bilemiyorum ama büyüyüp aklım yettiğinde artık mazoşist olmaya karar verdim. Aslında yok ulan, karar filan vermedim, olay kendiliğinden gelişti. Ben üzüleyim de başkaları üzülmesin titriyle hayatımı kendime bunca zaman dar ettim.

  • Küçükken Utangaçtım Büyüdüm Utanmaz Oldum:
Küçükken, her şeyden utanırdım. En çok da babamdan. Öyle giyinip süslenip güzel olduğumu hissedersem, babamın yüzüne bakamazdım, beni görmesin diye mümkün olduğunca kaçardım falan. Bu anlamsız halimi hala sürdürüyorum aslına bakarsanız! Mesela bir gece davetine gidilecekse, saçlar yapılır, elbiseler giyilir, hani biraz daha feminen olunur ya işte ben o halimle babamın karşısına çıkmaktan hala utanırım. Nedenini gerçekten bilmiyorum, çok tuhaf bir şey bu.


Neyse bu hikayeyi annem anlattı bu gece ve ben de hatıra sandığımın tozlu köşelerini üfleyip, görüntüyü netleştirdim. Ana okulundayım, Liz Teyze, o zamanın hatırı sayılır disiplinli okullarından. Aile de küçüklükten belli özellikleri kazanayım diye beni oraya gönderiyor. Ne kadar da küçük burjuvayız!(yok hakikaten alakamız yok.)

İki tane sevgilim var, nasıl popülerim nasıl popüler hey yavrum hey bildiğiniz gibi değil. Saçlarımı savurdum mu bir köşede Anıl yıkılıyor, diğer köşede Yağmur. Elele servislere yürümece, ilk aşk, ilk flört. Yağmur sarışın, Anıl esmer. Anlayacağınız ikisinin de tadına bakalım gelecekte buna göre olaya yön verelim zihniyetine sahibim. (Şu anda sarışın erkeklere ilgi duyamamamın müsebbibi de Yağmur'dur.)

Neyse efendim, bir gün yakamda bir notla eve gönderildim. Not "sayın veli"yeydi. Yarın sizi okulumuza bekliyoruz şeklinde bir şey. Annem almış karşısına beni, yavrum sen bir şey mi yaptın, öğretmenin sana bir şey yüzünden kızdı mı gibisinden bir yoklama çekmiş. Bende tık yok. "Yoooo ben bi şee yapmaadıım." diyerek geçiştirmişim.

Anne okula gelir... Kalbi tıp tıp!

Örtmen: P. Hanım hoşgeldiniz. Kusura bakmayın buraya kadar da yorduk ama.
Anne: Aman efendim ne kusuru, sadece çok meraklandım dün akşamdan beri Duygu'ya soruyorum hiçbir şey anlatmıyor, ne oldu hoca hanım?
Örtmen: Şimdi P. Hanım, çocuklarımız bazen olayları evde yanlış anlatıyor, biz de böyle bir şeyden çekindik, burada görüşelimi, size ben anlatayım istedim.
Anne: Yok yok Duygu hiç okulla ilgili bir şey anlatmaz. Ben istesem bile anlatmaz o, ketumdur. (hala böyleyim, anlatmam arkadaş!)
Örtmen: Dün sofra hazırlama sırası Duygu'daydı. Fakat Duygu sofrayı kurarken 3 arkadaşının tabağını yaladı.
Anne: Ay inanmıyoruuumm! Hiç evde böyle şeyler yapmaz bu kız, niye böyle oldu ki çocuk işte olur efendim böyle şeyler.
Örtmen: "Hadi bakalım Duygucuuum arkadaşlarından özür dile" dedim. "Dilemem" dedi.
Anne: Hmmm
Örtmen: "Dilemezsen sana meyve vermem" dedim. "Vermezsen verme!" dedi. Gitti köşeye oturdu.
Anne: İnattır o, istemediği şeyi hayatta yapmaz.
Örtmen: bıdı bıdı.
Anne: vıdı vıdı.

Neyse işte meselenin özü, hala inadımdır. Kafama yatmayan bir şeyi hayatta yapmam. Yalnız bir şey itiraf etmek istiyorum ki ben bunu bu gece anneme de itiraf ettim. Ben küçükken tabak yalamak gibi bir huyum vardı. Evde de çok kez yaptım bunu. Boş tabak yaladığım zaman aldığım hazzı hiçbir yemeği yerken almıyordum. Evet bu ruh hastası görünümlü hareket, bana dair küçük ipuçları vermeye yetmiştir de artmıştır sanırım. Dolayısıyla o gün bana meyve verilmemesi umrumda değildi zira yaladığım tabaklar nedeniyle duyduğum mutluluk tavan yapmıştı! Ayrıca da tabaklarını yaladığım o üç kişi Anıl ve Yağmur'a yakın davranan kızlardı ve ben onları sevmiyordum. Hem kendimi mutlu edip hem de onları cezalandırmanın daha güzel bir yolu olamazdı galiba!

  • Küçükken İşkenceciydim Büyüdüm İşkence Karşıtı Oldum!
En büyük işkencelerimin mağduru kardeşimdi. Kendisi inanılmaz güzel bir erkek çocuktu. Bu anlatacağım hikayeden sonra benden nefret edenleriniz olabilir. Ben O'nu gerçekten çok seviyordum ama psikopat bir şekilde manevi işkenceler yapıyordum. O kadar uslu, o kadar güzel bir çocuktu ki beni ne anneme şikayet ederdi, ne de bana olan sevgisi azalırdı.

Benim deli annem ve daha deli teyzem, biz küçücükken sırf gezmeye gidebilmek için iki kuzenimi, beni ve kardeşimi teyzemin evinde tek bırakırlardı. Ne cesaret bilemiyorum çünkü 3. sayfa haberlerine çıkmamıza ramak kalmıştı. Cahil cesareti dedim, bu akşam da! Hala kendilerini savunuyorlar ya ayıptır. :)


Anlatacağım hikayedeki tek erkek, kardeşim, biriciğim D.
Biz de 3 kız! En büyüğümüz 13 yaşında. Onun küçüğü 11. Ben 7, kardeşim de 3 yaşlarında. (neden cahil cesareti dediğimi anlamışsınızdır sanırım.) Annem o kapıdan çıkar çıkmaz, içimdeki iğrenç işkenceci gün yüzüne çıkardı. 3 kız kuzen küçücük kardeşimle ilgili hain planlar yapardık.

Duygu: Gel Bakalım Doooo.
Kardeş: Ablaa, apla.
Duygu: Senin adın ne?
Kardeş: Doooooo.
Duygu: Hayır, senin adın Ayşe! Bundan sonra Ayşe'sin.
Kardeş: Hayıııır, benem adım "Doo" aplaacım.
Kuzen1: Hayır senin adın Ayşe, sen artık kız oldun.
Kuzen2: Ayşeee, Ayşeee.
Duygu: Neymiş adın? Söyle bakalım.
Kardeş: Benim adım Ayşeee.

Yetmezdi, bir de giydirip süslerdik çocuğu. Hadi ben yaptım aklım yitik, kuzenler de az manyak değilmiş. Yani hakikaten o yaştaki bir erkek çocuğuna yapılabilecek en kötü şeyi yapmışız herhalde. Benim kuzum ya kıyamam, az çekmedi deliliklerimi. Kendisi şu anda filinta gibi bir delikanlı.

Bir de çocuğu salona kilitleyip uçuşan perdenin hayalet olduğunu bağırırdık dışarıdan. Ağlatana kadar. Hayalet efekti falan yapardık. O zamanlar da 'ghost busters' almış başını gidiyor. O zamanki çocuklar böyle fitne fücur, bilmiş değil; hayalet var dedin mi inanırdık biz, saftık. İşte küçükken işkenceci olan bu ruh, büyüdükçe nezaketi öğrendi. İşkencenin, aklı yetmeyenlerin işi olduğunu anladı. Büyüdü işkenceye karşı durdu!

Şu güzellik nasıl inanmasın hayalete;
bir bakın masumiyetine!




Bu kadar güzel bir çocukluk yaşadığım için gerçekten şanslıyım. Belki de o yüzden şimdi sokakta gördüğüm her çocukla konuşma isteğim. En çok da sahipsiz olanlarla. Şu hayattaki en kötü şeylerden biridir fark edilmemek. Elimden geldiğince farkında olarak yaşıyorum. Daha fazlasını yapabileceksem, dilerim o güce de erişirim.



İyi gecelerle... Tatlı rüyalarınız olsun.