Kayıtlar

Mayıs, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

iç-mihrak

Resim
www.icmihrak.blogspot.com

Bir Bahçede Bir Çocukla Mutlu Olmak...

Resim

Kendime Yıldızlar Altında Mekan Yaptım! Herkes Benim Kadar Şanslı Olsa...

Resim
Balkona alışalı çok olmuyor. Ben bir Ankaralıyım. Lakin beni biraz tanıyanlar bilir ki son 5 yıldır İzmir'de yaşıyorum. Hep derlerdi ki İzmirliler çok sever balkon sefasını. Ben de bi' şey anlamazdım bu işten. Yazları İzmir'deki teyzemi ziyarete geldiğimde balkondaki don-atletli amcaları görüp, "Yok artık! Teşhirciliğin bu kadarı! Bu ne rahatlık efendim. Oha amca bari memişleri kapatacak koyu renk bi' şey giyeydin!" diye kendi kendime konuşurdum (abartıyorum canım herhalde ben de kraliyet soyundan gelmedim!) Ama yani sadece şunu düşünürdüm, içeride rahat rahat pofuduk koltuklarda yayıla yayıla yatıp hafif bir mırıltı gibi gelen müziği ninni belleyip uykuya dalmak varken, balkonda oturup ne yapar ki bu insancağızlar. Gel gelelim İzmir yaşantımın son 1 yılında sürekli kendimi balkondaki sandalyelerde oturup kitap okurken buluyordum... Bulaşıcı bir hastalık gibi bedenimi sarmıştı balkon sarılığı! Yine de bir eksiklik var bu işte diyip duruyordum. Bir rahatsızlı...

Şarkı

http://fizy.com/#s/1vqv7f Esme deli rüzgar... 

Bir duble rakı...

Masamda arnavut ciğeri, rakının şahı... Ve deniz börülcesi. Masam hepinize armağan edebileceğim kadar güzel! Müzeyyen Senar ile demleniyoruz. Hanımeli çiçeği kokulu sokağımın 9. sıradaki apartmanında, esintiye kardeş bir balkon sefasındayım. Paylaşmadan olmazdı ki! 

Ben Bugün

Resim
Sabah büroya 10:30'da gittim ve kimseyle rastlaşmadan masama oturdum... Dolayısıyla adliyede miydin şeklindeki iğneleyici soruyu kimseden duymadan menzildeydim! (adliyede miydin sorusunun meali: senin götünde pireler uçuşup uyurken, ben sabahın köründe buradaydım oluyor...) Bütün gün ofiste oturup blogumdan çok daha fazla vakit ayırdığım internet sitesinde soru cevapladım... Başlık okudum, mesaj onayladım, vs...vs... Yani bir UFO görmüş kadar şaşılacak şekilde, hiç işim yoktu! Son 4 yıldır ilk defa başıma böyle bir şey geliyordu... O kadar mallaştım ki yaşama sebebimi falan sorgulamaya kalkıştım! 4 yıldır süren, toplamda 3 dava dosyası haline gelen ve beni canımdan bezdiren ihtilaf silsilesinde, karşı tarafın avukatının arayıp "artık anlaşalım" demesi ve müvekkilin de bunu kabul etmesi bu işte bir iş var denilesiydi... "Patron"um, bürodaki diğer 48 kişinin internet erişimini tamamen kapamışken, bir telefonla kendiminkinin açılmasını sağladım. Mazeretim oldukça ...

Aşk Sözsüz de Anlatılır...

Resim

Uyuyamamak...

Gün ağarırken penceremi açıp karşıdaki tepenin en uç noktasında çakmak çakmak göz kırpışan ışıkları görmek güzel duygu! Bu saatte yakınımda ve ülkenin herhangi bir yerinde, uyanık insan sayısının az olduğunu bilmek ve bu özel anı birbirimizden habersiz paylaşıyor olmanın tedirginliği... Ardından şu şarkıyı dinleyip yeniden uyumaya karar vermek... İyi sabahlar!

Hangisi Ben?

Resim
Sıkıldım ciddiyetten, düzgün ve kuruntulu cümlelerden. Konulu yazılardan. Kafam o kadar dolu ki boşaltmak için kendim bile çıkarım bedenimin içinden. O yüzden oyunlar oynuyorum. Gerzekçe fotoğraflar çekiyorum, bloguma ekliyorum. Falan filan... Bugün çalışma saatlerim boyunca ter döktüm durdum, onca dosyanın arasında, yığınla harfin arasında kayboldum. Bir ara can sıkıntısından fotoğraflarıma bıyık çizdim. İzzet Altınmeşe beni kondurdum suretime! İçtiğim ilacı ne zaman bırakabileceğimi düşündüm, içimdeki iyi benin o ilaçtan kaynaklanıp kaynaklanmadığını merak ettim! Bu sorunun günlerdir zihnimi meşgul ettiğini fark ettim. Akşam içeceğim vodkanın hayalini kurdum, ofis buzdolabındaki kolayı bira sandım ve yok artık dedim! Havayı kolladım. Sıcak mısın soğuk musun arkadaşım dedim! Elma dersem çık, armut dersem çıkma dedim. Yaklaşınca sıcak, uzaklaşınca soğuk diye bağırdım!  Tüm bunlardan sonra akşam oldu. Ve ben sustum. Yazı başladı ardından. Önce gözlerimle sevişti harfler, ardında...

Okuyan Kedi'nin Projesine Katılacak Var mı?

http://okuyankedi.blogspot.com/2011/05/yeni-fikirler-yanan-ampuller.html

William S. Burroughs Türk Adaletine Teslim*

William S. Burroughs, Norman Mailer'e göre "dehanın hükmettiği tek Amerikalı yazar"dı. Foucault, Stanley Cubrick, Kurt Cobain onun eserlerinden etkilenen ve ilham alan isimlerden yalnızca birkaçı. Beat kuşağının "Kutsal" ve "tabu" tanımayan yazarı William S. Burroughs'un “ardışık, temsili, deli gömleğinin içinde hapis” olduğunu söylediği romanın sınırlarını da yıktığı, çağdaş edebiyat tarihinde önemli bir yer tutan "Cut-up Üçlemesi" yazımından ancak 50 yıl sonra Türkiye'de basılabildi. Serinin ilk kitabı ‘Yumuşak Makine’nin Türkiye’de yargı yolunu tutması içinse çok beklemesi gerekmedi! Ocak ayında Sel Yayıncılık tarafından yayımlanan kitabın çevirmeni Süha Sertabiboğlu ve Sel Yayıncılık Genel Yayın Yönetmeni İrfan Sancı hakkında “Yumuşak Makine isimli kitapta yer alan yazıların “halkın ar ve haya duygularını incittiği ve Türk Ceza Kanunu’nun 226. Maddesini ihlal ettiği” gerekçesiyle dava açıldı. Devlet edebiyat eleştirmeni de olur...

Pompik

Kitap okurken ya da film izleme sürecimde hep yaptığım bir şey vardır. Onlardan bahsedip sonra asıl konuya bağlanmaya çalışacağım. Ne yapayım yazarlar falan hep böyle yapıyor, bodoslama dalmıyorlar mevzuuya; imrendim şimdi. Demek ki her şeyin bir adabı var, hah işte ben de adabına uyacağım! Neyse efendim ne diyordum, kitap ya da film... Şayet ağır bir şeyleri bir kaç haftada arka arkaya izlemişsem ya da edebi yönü kuvvetli bir kaç kitabı arka arkaya okumuşsam mutlaka araya çıtır çerezlerle boşluk süreci koyuyorum. Böylece zihnim, içinde bulunduğu sanat sebepli orgazm rehavetinden kurtulurken bir yandan da yeni performansına hazırlanıyor, soluklanıyor, duruyor, durulanıyor! Bakıyorum da uzun zamandır pek çok hemcinsimi hiçbir şekilde ilgilendirmeyecek şeyler yazıp duruyorum. Hatta karşı cinsi ilgilendiren şeyler olduğu da pek söylenemez. Oysa ne bloglar var, güzellik sırlarıdır, modadır, püf noktalarıdır, salça yapımıdır! Aşağılamıyorum ha sakın yanlış anlaşılmasın. O denli bir mutluluk...