dd

27 Mart 2011 Pazar

Yanıyoruz!

Dünyada olup bitenlerden midir, sansürle başlayan olumsuz etkiden mi, yoksa mevsim geçişinin vücutta yarattığı durgunuktan mı... Bilmiyorum ama tek bir kelime dahi etmek istemiyorum. Dudağımın hemen gerisinde, damağıma yapışmış gibi kelimeler, vıcık vıcık bir tat var ağzımın içinde. Yazmanın yanında konuşma hevesim bile kırıldı. Hatta dün bir kavga esnasında cevap bile vermeden durabilmem bunun en önemli göstergesidir.


İşte insanları böyle yollarla alıkoyuyorlar yaşamaktan, bedenlerimize ruh katan hayat sarmaşığını böyle buduyorlar; kesmemeleri gereken köklerden dalarak!


Şu sıralar okumak, izlemek ve çalışmaktan başka bir şey yapmıyorum. Hala oralarda olanlarınız varsa hepinizin gözlerinden öpüyorum. Bir süre anlamsız blog yazıları yazmayı, şuursuz başlıklar açmayı düşünüyorum. Bu sayede belki de kitlenen dilimi alıştırmalarla çözmeye çalışabilirim! Düşüncenin özgürlüğüne vurulan her darbe, toplumu aptallığa itiyor. Aptallaşıyoruz... Bugünkü Radikal'de Çınar Oskay'ın köşe yazısında yaptığı "örgütsel döküman" a el konulması- Fahrenheit 451, Montag benzetmesi çok hoşuma gitti. Gerçekten ben bu romanı okumuştum/ben bu filmi görmüştüm derken bir yandan da beynimin içinden işaret çakan şeymiş 'Fahrenheit 451'. Diyorum ki şimdiden herkes bir kitabı üstlense de ezberlemeye mi başlasak? Ne dersiniz? O zaman işi birazcık eğlenceli hale getirmeye çalışayım. İçimiz yeterince karardı!







Her birimizce bir kitabı ezberleyip gelecek nesillere aktarma sorumluluğu üstlenilse siz hangi kitap olmak isterdiniz?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder