dd

4 Temmuz 2010 Pazar

Haftasonu Günlüğü

Bu haftasonu sevgili arkadaşım Penco'mu (asıl adı olan Genco da yeterli ölçüde takma ad kıvamında ise de biz ona Penco diyoruz. Zaten bu ekipte Volkan'a 'Volken', Duygu'ya 'Tuygu' denir - harflerle alıp veremediğimiz var görüleceği gibi-) evlendirmek için Ankara'daydım. İşin saçma yanı, geçtiğimiz Salı günü de iş icabı oradaydım! :) Bir hafta içerisinde iki Ankara turu beni gerçekten yordu.

Ankara benim için parçalı bulutlu, kocaman geçmişim demek... Parçalı bulutlu tabirini acıların çocuğuydum gibi bir anlamda kullanmadım aman ha! Öyle ajitasyonluk bir durumum yok. Sadece bildik ergenlik curcunaları işte... O curcunalar parçalı bulut yaratıyordu iç organlarımda.

Ankara, benim için taşıdığı anlamı görsel olarak İ. Melih Gökçek sayesinde yitirmiş olsa dahi maneviyatımdaki yeri, tek bir tozu dahi kalkmamış şekilde duruyor... Annem, babam, kardeşim, çocukluk arkadaşlarım, okullarım, çer çöpüm, aşklarım, ergenlik asabiyetim, kavgalarım, en çok da ışıltılı yanım, hepsi ama hepsi Ankara'da kaldı. Kalktım İzmir'e göçtüm 24 yaşımda. 4 yıldır da bir başıma yaşayıp gidiyorum. Yalnızlığı, kendimin bile bilmediği kadar çok seviyormuşum. Yalnızlık sevdam 40'lı yaşlarıma geldiğimde başıma bela olacak galiba! O yaşıma kadar yalnızsam, zaten artık Allahın emri gider kendime 10 tane kedi alırım. O yaşta yalnız yaşayan ve kedileri olmayan bir kadın, kremasız pasta gibidir; eksiktir vesselam! Yalnız kadın ve kedileri, bölünemez bir bütünün parçalarıdır. Lafı uzatmayacağım zira uyku sandalıma uzanacağım.

Sevgili Penco,
Bu yazımı çok büyük ihtimalle okuyamayacak olsan da...
Evliliği becerememiş bir insan olarak, senin ve sevgilin için bir dileğim var:
Birlikte yaşlanmayı seçtiğiniz ömürlerinizde, sevdiceğinle yaşayacağınız mutlulukların hiçbir zaman yaşlanmaması dileği ile...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder