I want to live and breathe! I want to be part of the human race...
Takı Takıntısı
Bağlantıyı al
Facebook
X
Pinterest
E-posta
Diğer Uygulamalar
-
Canım sıkıldı ve paylaşacak enteresan hiçbir şeyim yok. Ben de hayatımdaki en büyük takıntılarımdan biri olan takılarımı göstereyim dedim. Takıntın ne deseler, kolyeler ve iğneler derim. Şöyle ki;
Elmayı dilimledim ve bir dilimini O’na doğru uzattım. “Yer misin?” Omuzlarını hafifçe yükseltip başını yana eğerken “Eşkise men yemenem.” dedi. O’nunla ve çocukluğunu ele veren gözleriyle bu denli yakın mesafedeki ilk buluşmamızdı. Kullandığı bazı kelimelerdeki Azeri şivesinin baskınlığını ve bakışlarındaki kötülüğe hiç değmemiş -sandığım- o parlaklığı ne kadar da geç fark ediyordum, doğrusu biraz utandım. Anlaşılan o ki aramızdaki yaklaşık bin üç yüz kilometrelik mesafe, beni duygusal bir bağlantı kurabilmekten de uzak kılmıştı. O gün, yirmili yaşlarımın başında, babamın ağzından hep uzak hikayelerini dinlediğim tuhaf bir diyarda, Van’daydım. İzmir’de doğmuş, Ankara’da büyümüş, şehir çocukluğu konusunda hakkını vermiş bir şehir çocuğuydum. Herhangi bir meyve ağacını bir diğerinden ayırt edebilecek bilgiye sahip değildim mesela. Fakat hakkını da teslim edeyim; bahçelerde, sokaklarda kan ter içinde oyunlar oynayabilmiş, apartman bahçesindeki renkli çiçeklerin taç yapraklarını kopart...
Baş ağrımın 8. günü. Non-stop gidiyoruz bakalım nereye kadar. En son bu şeyi yaşadığımda acilde omuriliğimden sıvı falan alıyorlardı, amcanın biri cenin pozisyonunda dur diye bağırıyordu! Zira iki kez beyin kanaması geçirdiğimden şüphelenildi. Ne tuhaf be, kendimin beyin kanaması geçirdiğimi düşünemiyorum. Bu tip şeyler hep başkalarına olur ya! Yarına bitirmem gereken babalar gibi bir temyiz dilekçemin olması nedeni ile geçici olarak yanımda ikamet eden annem, günlerdir başımın üzerinde duran ellerime dayanamayarak, şakaklarıma iki adet patates dilimini bir fular eşliğinde bağlayıp önüme de biramı koydu. (Patates- koca karı ilacı, bira da gevşemem için) Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz dedim ben size! Avrupai Pehlivan ya da Yerel Samurai kıvamında bir şey oldum şu halimle. Gittim aynada kendimi gördüm, güldüm güldüm, geldim bunu yazdım. Hiç komik olmadı. Neyse, bu da böyle bir anımdı.
Madem yıl olmuş 2014... Madem ben aylardır yazamıyorum, yazmıyorum! 2009'dan beri yaşatmaya çalıştığım bloguma 2014'te de bir selam çakıp gitsem hoş olmaz mı? En azından 2014'te bir izimiz kalmış olur öyle ya! 2014 yılım hüzünlü ve gözyaşlı başlamış olsa da mutluyum çünkü özlüyorum ben ağlamayı, ağladıktan sonra üzerine oturup kalan donuklaşmayı, çok tuhaf tarif etsem neye benzetirim; belki çok üşüyünce hissizleşmeye... Selam olsun 2014! İyi olacaksın, iyi geleceksin biliyorum!
Bu takılar sizin tasarımınızdan sayılabilir mi? Güzeller imiş..
YanıtlaSilKeşke o kadar yetenekli ve yaratıcı olabilseydim. nerde...
YanıtlaSil