dd

26 Eylül 2010 Pazar

Bu Bir Dibi Kazınmış Sandık Tortusudur!

Ben ne kadar küçüktüm ya da kazık kadar olup kendimi hala küçük mü sanıyordum bilmiyorum ama en azından "küçük olduğumu düşündüğüm" bir dönemimde 'Prince of Persia' gönlümün tahtına kurulmuştu.

Prince of Persia oynarken kendimi hunharca tuzaklar kurulmuş prensin yerine koyar, sevdiceğine kavuşmak yolunda başına gelen binbir mücadelede onun eli kolu bacağı olur, o taştan bu taşa zıplar, o sarıklıdan bu kavukluya önüme geleni deşer; böğrüme mızraklar da saplansa, boğazım keskin kılıçlarla da deşilse, iskeletlerin kucağına düşeceğimi de bilsem kalkar yoluma devam ederdim azizim.

Ben kavuşmak istediğim prensesi de kıskanıyordum! Onun yaşadığı sarayı, pofuduk yastıklı odasını, saçlarını, belinin inceliğini falan! Ne psikopatmışım kadına hem kavuşmaya çalışıyor, hem de sinir oluyordum! Bir de Prince of Persia'nın böyle etnik gutnik seslerden oluşan güzel bir müziği vardı. O müzikle daha da havaya giriyordum, iyi oluyordu!

Prince of Persia'nın binbir küçük karecikten oluşan suratında gözlerini görebilmek için kendi gözlerimi kısar, böylece buğulu bakışımda, onun suratına zoraki iki küçük siyah noktacık koyardım. O zaman yakışıklı bulduğum Prince'e şimdi baktığımda, aslında bir yüzü bile olmadığını fark ettim! O bir bölük pörçük aşk hikayesiymiş, o bir pötibör prensmiş! :)

Zamanın hikayesi hep böyledir. Geçmişe bakınca "aaa.. mış mış mış" dersin de kendine şaşarsın! Öyleymiş, öyle değilmiş, böyle miymiş, buna rağmen miymiş... Sadece, hayatımın sonuna geldiğimde, böyle gidivermek istemiyorum, "güzel yaşadık!" demek istiyorum, güzel yaşadığım adama sarılarak ölebilmek istiyorum.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder