dd

30 Eylül 2010 Perşembe

Bulut Kadın ve Yelkovan Kuşunun Kanadındaki Kerametli Kırmızı Elmalar Ağacı (Seminerin Ruhsal Duruma Etkileri Vol.2)





Daha önce de şurada 1. etap seminerin ruhumda yarattığı sanatsal sarsıntıyı görüntülemiş, sizleri de bu durumuma tanık etmiştim. Bugün yani 4 ay sonra seminerin 2. etabındaydım ve işte yine benzer bir sonuç!

Acaba benim yıllar önce dehlizlere kapatıp üzerini demir surlarla örttüğüm yanım, en sıkıcı anlarda mı patlamalar yaşıyordu? Bu tip kapalı ortamlarda, özellikle de bir kulakta Almanca yankılanıp diğer kulakta simultane çeviri debelenirken yüreğim tıp tıp atıp, tüm gitme isteklerim ve ben, oradan uzaklaşabilmek için olmak istediğimiz yerleri mi gösteriyorduk sağ el vasıtası ile...

Daha önceki seminerde Münih civarlarındaydım, şimdi de bulutlarda! Demek ki aradan geçen 4 ay zarfında sinir ve ruh halim vahamet arz etmeye başlamış efenüm. Şimdi ben uygulamalı ve resimli olarak hâletiruhiyemi anlatayım.


(Kuşların hepsinin gövdesi kıvrımlı verev 8 benzeri bir şekilden oluşmuştur. Ressam bu vurguda(kıçımın ressamı), sonsuzluğa işaret etmiştir.)
Onlar, yelkovan kuşları... Çok uzak ülkelerden misafirler bu seyrü sefere... Onlar mavi denizlerin dalgıç kuşları. Göçmen kuşlar...

Orhan Veli'nin de dediği gibi şu ada senin bu ada benim gezerlermiş. Çok uzak yerlerden yola çıkmışlar, varmak üzere 'kerametli kırmızı elmalar ağacı'nın ülkesine. Kıymetini, hikmetini duyunca yerlerinde duramaz olmuşlar. Belki bizim de payımıza bir ısırık düşer diyerek çıkmışlar yola... Bu seferki çetin bir yolculukmuş. Güzel olan hiçbir şeye kolay yoldan varılamayacağını bildiklerinden tasalanmamışlar.

Bir rivayete göre bu elmalar ağacından koparılıp yenmeyeymiş! Ancak yere düşen elmayı ısıran keramet sahibi olur, dalında duran elmayı yiyen ise bilinmedik bir kuytuya hapsolurmuş. Kimseler bilmezmiş daha bu mahpusluğu.

Keramet ne elmanın renginde ne de yaprağındaymış ey ahali! Keramet ağacın köklerindeymiş, bu kökler de her ağaç gibi yağmurdan beslenirmiş. Kerametli kırmızı elmalar ağacının bulutu bir kadınmış. Yağmuru gözyaşındanmış. Dünyada bir yer edinemeyince kendine; en sonunda kaçıp saklanmış hep göz kırptığı göğe.

Ara sıra yeryüzüne iner, ağacın bedenine huzur veren kovuğuna yaslanırmış. Oracıkta o kadar çok ağlar o kadar çok ağlarmış ki sonunda gözleri de açılmaz olmuş.


yelkovanlar vardıklarında keramete,
içlerinden biri
dayanamamış dadanmış,
dalındaki elmaya,
O gün bugündür,
Kerametli elması ve kuş,
Kilitli kalmış bir yürekte,
Herkes öğrenmiş
mahpus kuşun yerini...
Bundan sebep,
Herkes kaçar olmuş
Kerametinden de
Elmasından da
Bulutundan da
Kadının...


Acıklı edit: Benim o bu arada. Bulut oldum, bulut oldum!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder