dd

5 Kasım 2010 Cuma

Geçmiş İzleri

Ankara'da büyüdüm ben. Bu yüzden Ankara'nın adı ne zaman bir şarkıda anılsa ya da bir romana, öyküye mekan olsa kulak kabartırım, sus pus olurum.


Sevgi Soysal'ın Yenişehir'de Bir Öğle Vakti adlı kitabını uzun zaman önce okumuştum. Hatta şu da itirafım olsun; bir gün durup dururken 'ben neden hiç Türk yazar okumuyorum, bu ne yaman çelişki, mal mıyım ben, kahrol akıl' diyerek Türk yazarlara yöneldiğim bir dönemde okumuştum.

Soysal'ın okuduğum ilk kitabı olduğu için; adını duyduğum an Ankara gelir aklıma. Şu sıralar yine Sevgi Soysal düştü aklıma, niyeyse... Ankara'yı mı özledim ben acaba?

Yenişehir'de Bir Öğle Vakti'nin fonu Ankara'dır, eski Ankara, bugün itibarı ile memleketim diyebildiğim tek yer belki de. İzmir'de doğdum, Ankara'da büyüdüm, kökenim Çerkes(miş), baba tarafım Van'lı, döndüm dolaştım doğduğum yerde; İzmir'de yaşıyorum ama nedendir bilinmez kendimi en çok Ankaralı gibi hissediyorum. Hayatımın en güzel yıllarını orada geçirdiğimdendir belki de... Ankara'lı olunca mutlu olacağımı sandığımdandır bu! İzmir bana yükümce mutsuzluk verdi sanki. Neyse toparlayalım...

Bu kitabı ile Sevgi Soysal, 1974 yılında Orhan Kemal Roman ödülünü kazandı. Yalın ve gerçekçi üslubu ile tarzını fazlası ile belli eder Soysal. Onun kaleminden bir şeyleri okurken, gerçekliği sorgulamadan içinde buluverirsiniz kendinizi. Karakterleri beyninizde çizersiniz. Hatta çok yakınlarınızdan birilerine benzetirsiniz. Sanırım bu yüzden, ben çok sevmiştim Yenişehir'de Bir Öğle Vakti'ni.

***

"Ben kadının biriysem, sevilmeliyim."
"Erkeklere, erkeklere, en çok onlara, bu kendilerini sevenlere kızgınlığım...”
der Sevgi Soysal. Ve söylediği gibi de yaşar hayatını... 40 yıllık kısa ama uzun hayatını aşkla dolu geçirdi, başkalarını değil sadece kendi sesini dinleyerek! Kendi bildiğini okudu kısacası! Hayata kıymet veren niceleri gibi kanser hastalığına yakalandı. Önce göğsünün birini, sonra da nefesini teslim etti hastalığa! 'Hoşgeldin Ölüm' demeye kalkıştı fakat ölüme diyeceklerine ömrü vefa etmedi.

Sevgi Soysal'dan aşağıdaki pasajı not etmişim bir vakit akıl defterime...

"Bak, emniyet'te yanımdaki odada, ufak bir çingene oğlan vardı. Tam dokuz yaşında. İyi dinle, dokuz yaşında. Yankesicilikten, hem de suçüstü yakalanmış. Oğlana bastılar falakayı, bastılar falakayı, mümkünü yok 'yaptım' dedirtemediler. Sonra, öyle ayakları şişmiş yatarken, sordum oğlana, 'ulan zaten suçüstü yakalanmışsın, niçin doğruyu söylemeyip sopa yiyordun?'

Bir an bana, kendini dövenlere baktığı gibi, aynı düşmanca ve güvensiz bakışla baktı. Sustu. Ona kendisine kebap ısmarlaması için para verdim. Ancak o zaman konuştu benimle.

'Çaylak gibi konuşma be ağbi, polise doğru mu söylenirmiş.'

'Niye?'

'Yaramaz bize. Bak ağbi poliste bir, karakolda iki, mahkemede üç, adını bile doğru söylemiyecen.'

'Niye be oğlum?'

Başını bunca aptallığa kızmış gibi salladı.

'Ekmek için ağbi, karın doyurmak için. doğruyu söyleyince damda bulurum kendimi, he, deyince deliğe düşerim. kim doyuracak beni? Burada sopayı yer, sonra çıkarım, karnım doyar, tamam mı?'

Sen düşünür müsün bunu? Ben düşünür müyüm? Sadece ekmek için susuyor. Dayağa razı. Ele vermiyor kendini, ele vermenin kendisine, ekmeğine düşman olduğunu biliyor. Neyin dışına düştüğünü çok iyi biliyor. ekmeğini toplumdışılıktan kazanıyor, o kurallara niçin uysun? Karşılığı aç kalmak olunca dokuz yaşındaki çocuk nelere dayanıyor. Açlık can acısından daha dayanılmaz çünkü.'

Yeni Şehirde Bir Öğle Vakti - Sevgi Soysal

Diyeceğim o ki Sevgi Soysal okumadıysanız, Türk Edebiyatı'nın bu değerli ismini es geçmeyin. Gerçek hayatlardan gerçek izler görmek için çok iyi bir fırsat olacaktır. Hatta aklıma gelmişken ben de şu sıralar bir Sevgi Soysal katayım hayatıma. Son okuduğum berbat Grange kitabından sonra (Ölü Ruhlar Ormanı), bana ilaç gibi gelecektir.


sinsi edit: Grange'ı bir aydır düzenli şekilde kötülüyorum. Elimde sürünen kitabı yüzünden "AntiGrangist" oldum. Ne diye bildiğimden şaşıyorum ki ben zaten, bundan sonra açtığım yolda gösterdiğim hedefe yürümeye devam! Dış mihraklar beni yolumdan saptıramayacak! O kitap elimde geçen onca günüme yazık.

müzisyen edit: Bu gecenin müziğidir... Javier Navarrete pan's labyrinth lullaby...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder