dd

4 Eylül 2011 Pazar

Pazar Günlerinin Şahı; Eylül Ayının ilk Pazarı!

Eylül ayı benim için yılın en keyifli ayıdır. İçimi yıldızlar, yaseminler, büyüklü küçüklü ağaçlar kaplar! Varoluşsal bir anlam yahut geçmişteki bir olaya bağlı olarak gelişen bir önemseme durumu değil. Sadece yazdan sonbahara geçişin ilk adımı Eylül'de atılır ya işte ben bu duyguyu çok severim! 



Bu yıl itibarı ile daha da net kavradım ki yaz mevsiminden sandığım kadar çok keyif almıyormuşum. Bir kere evde duramadığım için film izleyemiyor, sıcaktan doğru düzgün kitap okuyamıyorum. Dışarı çıksam nefes alamıyor, sıcaktan yürüyemiyor, denize bile doyamıyorum.  

"Ama tatiiilll" diyene de hadi ordan 5-10 gün için mi seveceğim yazı derim. 

İşte bu nedenle, benim için ayların şahı Eylül Ayının bu ilk Pazar günü bir çeşit kutlama ve kutsama töreni ile başladı.  Kendime en lezizinden bir beyaz peynir-domates-taze nane üçlemeli tost yaptım, yanında az zeytinyağlı yeşillik, anne reçeli, portakal suyu ve çay ile şahane gitti. Tabii benim bu kurguyu daha da çok sevebilmem için biraz süslemem gerekiyordu. Onu da aşağıda gördüğünüz şekilde yaptım:                                                                                                                                                              












Yani güne ve Eylül'e başlangıcım şahane, afiyetli ve mutlu-kutluydu!
(Ece Temelkuran'a göre "yani" kelimesi Orta Doğulu'lara özgü bir kelimeymiş. Muz Sesleri'nde bir yerde, karakterlerden biri böyle bir saptama yapıyordu ve bana enteresan gelmişti.) 


***


Ardından, artık evimin resmi kanalı olan BBC HD'ye göz atma vaktiydi. Yine büyük bir hevesle bir kısım deniz canlısını ve kuşları izledim. Özellikle yumurtalarını deniz atları ile benzer şekilde taşıyan erkek deniz ejderhası(sea dragon) ile şu videonun 36. saniyesinde göreceğiniz sinekkuşu (hummingbird) erkeğine hayran oldum! Şu sıralar "Yaşam" diye bir seri yayınlıyorlar, bunu bir Güney Pasifik ya da Dünya Gezegeni kadar beğenmesem de yine de ilgiye şayan! 


Bu arada, videodan: 1.05'deki çalıma bakar mısınız, bu hareketi dişisini etkileyebilmek için yapıyor ve inanılmaz bir enerji harcıyormuş, kıyamam! Hele hele 2.13'lerde başlayan dansa eşlik etmeyen dişi, kusura bakmasın ama hayvandır!!! Bu yalnız hummingbird'ümü de koynuma alır "sana kız mı yok ulan" diye telkin ederim. Üzülmesin o.   


Hayvan türlerinde neden hep erkekler, dişilere göre daha güzel ve havalı oluyorlar anlamıyorum. Belki yarın bir gün, insanlardan sonra yeni bir tür açığa çıkarsa onlara da insan ırkının erkekleri dişilerine göre daha güzel görünebilir. :) 


***


İşte bu ana kadar her şey çok güzeldi... Sonra ne oldu? 


Bir sinema kanalında 'Aşk Tesadüfleri Sever' filmine denk geldim. Filmin konusunu az çok biliyordum, tesadüflere dayalı bir aşk hikayesini anlattığını da ama bir şekilde sonundan hiç haberdar olmamışım bugüne kadar. Üstelik filmi de merak ediyordum, mutlu mutlu oturdum televizyonun karşısına, çayımı da hüpletiyorum bir yandan.


Ankara, Gazi Mahallesi, üniversite yıllarımda yaşadığım sokaklar, ailemin hala yaşadığı semt, Kuğulu Park, Manhattan, mutlu çocukluğum, yürüdüğüm yaprak hışırtılı yol falan derken ben bir başladım ağlamaya; arkadaş böyle bir ağlamak yok. Napıyorum belli değil. Burnum tıkandı. Kulaklar duymuyor! Helak oldum, can verdim, ağlarken 3 kilo zayıfladım. Hıçkıra hıçkıra artık içim çekildi. Durmak istiyorum, duramıyorum, bu arada lanet ediyorum "bizim karşımıza da şöyle seven bir adam çıkmadı" diye, sonra hafiften bir iç ses yankısı ile kendime gelir gibi oluyorum "kızım böyle adamlar sadece filmlerde olur; senarist de puştluk yapmış işte hem kadınlara hem erkeklere"; sonra baktım bu filmlerde olan çocuk filmde de gidiyor, bu sefer kızın kaderine ağlamaya başladım, "naledossuuuuun ulaaan" nidaları eşliğinde! 


Kısacası kendimi boğduuum, dehlizlere sürüklendiiiim, hala da çıkamıyorum, aferin bana!!! Sanırım 1 saati geçti hala dudaklarım büzüşük şekilde oturuyorum mutsuz mutsuz. Evet o sadece bir filmdi, evet gerçek değil, evet ama! Ya asabım bozuldu işte! 


Yahu ben niyetlendiğimde bile hiçbir günü şöyle şen şakrak, altmıııış yetmiiiiş sekseeeen geçiremeyecek miyim? Bir yerden illa kroşe mi yemek gerekiyor. Ben bu filmin sonunun bu kadar travmatik olduğunu bilseydim izler miydim! Bir Allahın kulu da bugüne kadar çıkıp demedi ki filmin sonu keder yumağı diye.


Hoyyy dağlar. Yazıktır. 




   


Gel Nneka bacım gel, beni ancak sen paklarsın şu halimle! Gamzelerine hayran! Burada da 4.33'ten sonrasına dikkat. Kendisine vurulma sebebidir o hareketler ve cümleler!  (Nneka'nın bu videosunu da ya ya ya şa şa şa blogunda görüp hayran kalmıştım. Tavsiye ederim, göz atabilirsiniz bloga da. Ben çok seviyorum.


http://yayayasasasa.blogspot.com/


13 yorum:

  1. portakal suyu + çay
    Gerçekten ikisini bir arada tükettin mi?

    YanıtlaSil
  2. Bir arkadaşım vardı, sen hiçbir şeyi tek başına içmez misin derdi her gördüğünde. Çay+su, çay+portakal suyu, soda+su gibi gibi... Ne var ki bunda? :)

    YanıtlaSil
  3. Garip ve filmsi. Hep o portakal suyu durur ve çay içilir. Hayır zaten vücuda yarar olarakta bir taraftan demiri tut diğer taraftan c vitamini al saçma geliyor =)

    YanıtlaSil
  4. Vücuda yarar sağlamak gibi bir niyetim olmadığından bunu pek düşünmemiştim. Ben sadece zevkli bir görüntü ile bir şeyler yemek istemiştim, suçsuzum! :)

    YanıtlaSil
  5. O zaman yeşil, kırmızı, sarı biberli güzel bir salataya asla hayır diyemezsin =P

    YanıtlaSil
  6. Salataya her daim başımın üstünde yer vardır. Rengi ne olursa olsun. :) Yeşillik, sebze, bunların hepsine hastayız!

    YanıtlaSil
  7. @kara kitap: kesinlikle yaşasın! hep gelsin, hiç gitmesin.

    ve deee hoşgeldin kara kitap! :)

    YanıtlaSil
  8. Galiba ben, bir haylice seviyorum bu geç yorum bırakmaları, tekrar tekra okumaları ve kimseciklerin olmadığı azıcık da olsa eskimiş yazıları. Belki de böyle anlardaki okumalar daha fazla etkiliyor ve daha derin anlamlar buluyorum. Belki de iyi metinlerin çarpıcılıkları bu anlarda. Zira demlenmeleri ve gerçek anlamlarıyla o kuvvetli dip dalgasını vurup alıp götürmeleri için bu gerekli.
    Belki de hiç bir şey de ben koca bir tembelim ve ya ben de yorum yapabilmek için oluşmasını beklemekteyim.
    Tutunamayanlar vardı sonraki yazılarda.., tutunamayanlar ve Eylül ayı.., Ekim ayı. Yan yana güzel duruyorlar. Hele bir de bu ikilinin yanına yağmur taneciklerinin camına vurduğu bir kompartmanda ya da sahil kahvesinde ilişmişsen..,
    Ürperebilmek ve yağmurları haber veren rüzgarları koklayabilmek çok güzel...

    YanıtlaSil
  9. Yağmurları ben de çok özledim, küçükken nefret ederdim, yaşlanıyor muyum ne...?

    Not: Böyle tembel mi olurmuş, okuyup duruu! :)
    Geç yorumları ben de çok severim, sürprizli geliyorlar ya, ondan...

    YanıtlaSil
  10. Sevindim, bir insanı sevindirmeyi özlemişim, özlemişim insanca, insan gibi algılanmayı.
    Kitap, okumak var ya, yazıda. Bir okuup duruu yazılmış..,
    Bir de gülmece olsun sonra mütebessim Eee, eeee ye..,
    Sevim annenin büfet sinin önünde çay içiyorum ve Sevim anne hararetli anlatıyor ve diyor ki;
    -Okuru göttümü de dura yazdı valla.
    Benim durumum ??????????????????????????????
    Sonra açıklama geliyor aptal bakışlarımdan sebep. Sevim annenin torunu evleniyor. Yukarı köye düğün davetiyesi vermeye gitmiş. Alan kişi davetiye çok beğenmiş ve bir şey diyememiş.
    Bura OKUR davetiye anlamına.
    Şimdi hadi bakalım Eeeeeeeeeeee...
    Sevgiler ve mutlu rüyalar.

    YanıtlaSil
  11. :) Yerel ağızları seviyorum!

    Ben de mesela Van'a ne zaman gitsem ya da Vanlı akrabalarımla uzun süre vakit geçirsem oraların şivesini kapar gelirim farkında olmadan.

    Size de güzel rüyalar olsun! (yarın da 'rüyanız hayrolsun teyze' kılığında yorum yapabilirim.)

    YanıtlaSil