dd

23 Kasım 2010 Salı

Kara Güneş'le Gelen...

Oktay Üst'ün kemençesini çok seviyorum. Kara Güneş'i de...

Kara Güneş, yıllar önce Ankara sokaklarında mutlulukla yürürken ayaklarımın altında çatırdayan sarı yaprak sesleri kadar yakın bana. Kentin soğuk duvarlarını yıkabilmek için müzikle ısınıyordum galiba; bunu bizzat Kara Güneş ahalisine de söyledim! Bakın bir de şimdi beni utanmadan taa nerelere, hangi zamanlarıma götürecekler...

***
Müzik, çocukluğumdan beri bana uzanmış, beni en çok ısıtan eldi... İçime kapanık bir çocuktum ben, hala öyle miyim bilmiyorum. (Üstümden atamadığım bir utangaçlık ve aynı zamanda bunun tezatı olan bir utanmazlık sahibi olduğum kesin!) 5 yaşındaydım; parmaklarım birbirine bile zar zor kavuşurken babamın iş nedeniyle gittiği bir yolculuk dönüşü bana hediye getirdiği klavyeyi görür görmez çıldırmış, ilk defa gördüğüm bu aletin tuşlarına basmaya başladığımda rivayete göre birdenbire "Oy Oy Eminem" i çalmaya başlamıştım. (O yıllardaki favorim, neden bilmiyorum ama bu türküymüş, sesimin kaydedildiği her kasette bu türküyü bir iki kez söylemişim ya da çalmışım. Zaten bu türkü ile oynadığımı da hayal meyal hatırlıyorum, bir de ben çocukken Barış Manço taklidi yapıyordum ne saçma be! Kız çocuğusun sen. Elalem dansöz olmak ister, ben Barış Manço!)

Neyse efendim bu "Oy oy Eminem" evin duvarlarında yankılanırken herkes müziğe olan inanılmaz(!) yeteneğimin farkına varmış ve hemen daha da üzerime düşülmeye başlanmıştı. Elimden tutulmuş, evimizin arka caddesindeki Yamaha müzik kursuna gidilmiş, acilen yeteneğimin boyutları ölçülmeye çalışılmıştı. Bir süre eğitim aldıktan sonra pek sevgili hocalarımdan biri, günlerden bir gün kursa gelen Kurtalan Ekspres'in yanlış hatırlamıyorsam bass'çısı olan uzun saçlı güzel amcaya beni dinletmiş, kendilerince halime gülüşmüş, aman da bu minyatür neler yapıyor böyle minvalinde beni daha da teşvik etmişlerdi... Bu kız çocuğunun mutlak suretle müziğin içine daha fazla dahil edilmesi öğüt edilmiş, sınavlara sokulmak istenmişti. Hayallerim böyle böyle büyüdü ama sonra ne oldu? Ben ola ola bir hukuk insanı oldum. :( Can sıkıcı, kukuman kuşu kıvamında bir kadın!

Henüz ilkokul 4. veya 5. sınıftayken iken verdiğim ilk resitalimdeki performansımın bir Queen şarkısı oluşu ve yine katıldığım bir yarışmada bana ödül getiren şarkının da "i want to break free" oluşu (üstelik çalıp-söylemek şeklinde! piuuu!) etrafımdaki büyüklerin tuhaflığının başka bir göstergesi sanırım. Belki de ben şu hayata bundan alışamadım. Bebeyken ('bebe' de Ankaralı lafıdır ona göre hiza alın!) damara enjekte edilen Queen şaftımı kaydırmış olabilir!!! Böylece etrafımın her daim delilerle dolu olacağı o dönemden belli olmuş. Kaderimin başlangıç çizgileri, beğenilmediği takdirde silinebilecek tazelikte iken yani kalemin mürekkebi kurumamışken henüz, kimse silmemiş de üzerinden geçip geçip durmuş! Bu yüzden dinlediğim müziklerin her bir yanında ben varım. Bir göz, bir el, bir dudak olarak.

Sevdiğim bir şarkı; dizimdeki yara izi,
Bir diğeri, dudağıma yapışan muzlu big babol sakız,
Sonraki, battaniye ile balkonda uyuduğum yıldızlı bir gece,
Şurada saklanan öteki, saklambaç oynadığım solucan,
En sonuncusu da hiç yitirmediğim hayat hevesim.

***

İşte anlattığım türde bir şey:

Kara Güneş'i ne zaman dinlesem üniversite yıllarıma dönerim. Öğrenci evlerine; bendir, saz, bağlama çalınan, ocakları her daim yağdan yapış yapış olmuş, 4 duvarın en güzel hali, 5 kişi yaşanan, 6 taş fırın ekmeğiyle doyulan, 7 yumurtadan menemen yapılan, demli kaçak çayların en güzelinin yudumlandığı dostların evindeki sıcak kış gecelerine! Heyhat çok güzel günlerdi, öylesi bir daha gelmez... Mümkünatı yok biliyorum! Bilmek koyuyor zaten en çok... En çok Musti aklımda, boncuk gözlü kardeşim, ne güzel bendir çalardı, ne güzel öperdi sevdiceğini, Hatay'lı güzel insan, şimdi yıllar sonra Musti'nin abisi babamın avukatı ne tuhaf! Sonra İbo, tombul, gül yüzlü çocuk! Gülünce gözleri iki küçük çizgi, yanaklarına gömülür. Menemenin şahını yapardı, en çok kendisi afiyetle yerdi. Koca tencerede soğanlar pembeleştirilir, her seferinde şuna biber salçası koyma dememe rağmen "olur mu be salçasız!" diye kızardı. Belki de hala o menemenin tadını unutmamamın sebebi "koymaaa" dediğim biber salçasıdır kim bilir. Bu çok sevdiğim hikayeyi burada, yarım bırakıyorum. Sonunun gelmesini hiç istemediğimden...

***


Kara Güneş dünya görüşü olarak sanat üzerinden ticaret yapmayan, böyle kaygılar gütmeyen bir ekip ve her zaman böyle kalmaları temennim. Yeteneklerini kimseden sakınmadılar. Bu bile gönül kazanmaya yeter. Bu sebeple de bütün şarkılarını, bütün seslerini kendileri, resmi web sayfaları üzerinden paylaşıyorlar. Dolayısıyla belki de sizinle ilk defa legal yoldan, göğsümü gere gere paylaşacağım bir kaç link var.

Sokakların, şehirlerin, dünyaların kara güneş'i olarak kalmaları dileğimle!


ve en çok sevdiğim:


ve benim için en çok Ankara olanı:


İsterseniz siz de dinlerken neler hatırladığınızı ve neler hissettiğinizi anlatabilirsiniz... Bunun cevabı "hiçbir şey" olsa bile!

Selametle, geceyle...

1 yorum:

  1. Açıkçası başta biraz garipsedim, Alışık olduğum tınıların dışında ayrı bir tını vardı müziklerinde fakat sonra neden bilmem gözlerimi kapattım. Bulunduğum yer bir tepenin üzerinde, yüksekçe kırsal bir alan, hafif bir rüzgar esiyordu, kovalar gibi sessiz... Ondan sonra aklımda beliren tek şey bulutlar oldu. Birbirine çarpan, yansıyan, konuşan, hareket eden bulutlar... Yalnızca bu...
    Sonra yüzler, sesler, konuşmalar... En sonunda da tüm bu soyut bilinçaltı öğeleri beni yıllar önceye götürdü. Oldukça somut bir ana yoğunlaştım... Anlamsız gelecek biliyorum ama, yıllar, yıllar önce Bornova D&R'da (sonra orası pastavilla lokantası mı olmuştu yoksa önce lokanta sonra mı D&R olmuştu hatırlamıyorum) Poetry 'n Motion'dan romeo ve julyet parçasını dinlemiştik onunla, O kadar güzeldi ki Spanish Romance alt müziği üzerine inşa edilmiş bir trajedyanın rap versiyonu... Yere kapanmış ve birbirimize sarılmıştık 3-5 dakikalık bir süsre de dışarı çıkarıldığımızı da hatırlıyorum. Hayatımın en güzel 3 dakikası olarak hafızama kaydettiğim bir an dı her anı ve tınısı ile bu anı o sarılmayı ve müziği duyumsadım. Açıkçası o çalarken ben This is abaut a love diyen sesi tekrarlıyordum.
    Biraz ilgisiz kabul ediyorum ama hissettirdikleri buydu...

    YanıtlaSil