dd

8 Ekim 2010 Cuma

Sebil ve Su İşleri Bakanlığının Pek de bir Kayda Değer Çalışanları

Durum-1

Bayan Ne. , koridorda D.'ye bağırır: -Sana alıcam onu ben; “Yırtıcı Kuş”u!


Ne.'nin bağrışını tuvaletten duyan D. kafasını kapıd
an uzatarak yanıt verir: - Yırtıcı Kuş değil oo, “Alaycı Kuş” hem var o bende, bana onu alma, 1 yıldır getirmediğin 2. kitabı geri getir, okumadın bile insafsız, vicdansız. Aldın kitabı yattın üstüne! (aaa kitabım, kıymatlım o benim!)

Bu esnada dialogu içerideki mutfaktan duyan Z., Ne. ve D.'yi görmemesine rağmen haykırır. Yeter ki o da bir ucundan bağırsındır: -Ben de var o
, getiririm ben, almayın!


Durum-2

Aynı günün ileriki bir zaman dilimi...

D., oda arkadaşı N.'nin kocasının nüfus cüzdanının yüzde binbeş yüz büyütülmüş bir çıktısını yazıcının dibinde bulur. Herifço cümle aleme teşhir edilmektedir, yazıktır günahtır diyerek çıktıyı yanına alır. Görmesiyle salakça bir kahkahay
ı da patlatmıştır. Odasına dönerken D., bir munzurluk peşindedir. Bu sırada N. bir müvekkil ile telefonda çok ciddi bir konuşma yapmaktadır. Çok çok möhim bir mesele üzerinde tartışma hasıl olmaktadır. Üstelik hattın diğer ucunda olan şahıs da pek möhteremdir. Olsundur, möhteremine başlatmasındır, bananedir!

...
N.'nin tam karşısındaki dolap kapağına selobant yardımı ile kocaya ait nüfus cüzdanı bantlanır. N. telefonla konuşurken adeta trans halindedir, başka diyarlara göçmüştür, hep öyledir ve konuşurken çok bağırır, zaten N. hep bağırır ve D. bu yüzden bir gün onu yakıp küllerini Cunda adasında savurmak hayalleri kurmaktadır! Gereksiz bir bilgi: Çünkü D. aynı zamanda, küçüklüğünden beri yüksek sesten tiksinmektedir.

Kaptırmış giden N., kafasını kaldırdığında çemkirerek gülmeye başlar. Müvekkile açıklama yapılamamaktadır. Bu esnada telefonu eline alan D. müvekkile “özür dileriz arayacağız az sonra” der. D. pişman değildir, N. nin telefon ile konuşurkenki o çirkin, meymenetsiz, pespaye suratı, çimdik çimdik gözleri şimdi çocuklar gibi şendir, güzelleşmiştir ve de hülyalanmıştır. :) D. tarafından oyunlara getirilmeye, eleştirilmeye, t
erslenmeye alışmış olan Bayan N. buna rağmen 851. kez “sen ne biçim bi' insansın!” diye BAĞIRMIŞTIR.

***********

O gün tam karşılarında duran bu dolap ve kapakları, tarafların ortak iradesi ile mesaj panosu olarak ilan edilmiştir. Akit imzalanmış iki suret olarak taraflara elden teslim edilmiştir. Bu arada D. ekselansgladyatörünkarnındakipamucak
(yeni bir akımın temsilcisiyim), N. de puslarkraliçesininkulakmemesi ilan edilmiştir.

Zaten bu dolap durumu bir anda öylesine kabullenilmiştir ki az sonra yanına bürodaki dect telefonunu almaksızın mutfağa giden D.ye, N.'nin sorusu da dolap kapağının ağzından, onun şivesiyle ve 20 punto olarak gelir.

“W is your dect?”

Sorunların dünyasında küçücük birer nokta haline gelen D.'nin ve N.'nin yeni oyuncakları bu dolap kapaklarına yapıştırılacak salakça notlardır bundan böyle... Mutlu evlilikleri böylece yeni bir heyecan bulmuştur. Evet evet onlar resmen evlidirler çünkü N., D.'yi kocasından ve çocuğundan bile fazla, D. de N. yi turuncu domuz kumbarasından bile uzun vakitler görmektedir.



Yukarıdaki fotoğrafta mezkur turuncu domuz kumbara
ve kadim dostu "kudretnari" fotoğraflanmıştır.


Birlikteliklerinin 2.5 yılından sonra Bayan D. ile Bayan N.'nin bir çocukları bile vardır üstelik. Karı-koca kavgaları ediyor, huysuzlanıyor, birbirlerinin salaklıklarına gülüyor, kimi zaman çay höpürdetiyor, kimi zaman dudak büzüyorlardır birlikte.

***********

İşte dostlar böyle bir işyerinde çalışıyorum 4 yıldır. Nereye elinizi atsanız deli çomağı batıyor! Bir gün oturup saydım da tam 78 kişinin arkasından el sallamışım girdim gireli, büstümü dikecekler yakında.
Delirmesinerağmendelirmemişnumarasınıbüyükbirustalıklabecerenbiricikçalışanbüstü.

Efendime söyleyeyim şöyleeee oymalı kakmalı yaptıracağım ben onu, kurşundan yapsınlar ağırlığı olsun, fuları falan olsun ne bileyim, ciddi aksesuarları olsun! Gözleri japon olsun, 28 yaşa kadar edinilmiş kırışıklıkları vurgulansın, dudaklarında ruj olmasın, kaşları manalı bir kıvrımla bükülsün, öyle bir bükülme olsun ki bu,”siz benim kim olduğumu biliyor musunuz ağalar?” mesajını daha o kaşın kıvrımına varmadan versin!

Bir yayın kuruluşu olsa da bizi kayda alsa -ki zaten her daim [live] yayındayız, kameralar sarmış dört bir yanımı!- şu konuda oldukça iddialıyım ki ne Ally Mc Beal'ler ne arkası yarınlar çıkar buradan, ne yıldızlar doğar peeeh! Olmadık iş yok, olmadık insan yok! 40 insan 40 hayat 40 gece 40 gündüz... Bir ay 30 gün değil bize, 1 gün 24 saat hiç değil! Tüm bunlara rağmen bu delilik furyasını seviyorum, ruhuma çok yakın!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder