dd

24 Şubat 2011 Perşembe

Bana Neler Oluyordu? du du du...

Bildiğin arabeske vurmak istiyorum bu gece. Evi Pub ayarına getirdik, anneler babalar ve kızları şeklinde içiyoruz. Kıyamam yavru ceylanıma (babam), gitti bira aldı geldi hasta göbeği ile. Dün yatak döşek yatan annem ise bugün zıpkın gibi, fişşek gibi! Ben bir süre inzivaya çekiliciiğim diyerek bilgisayarın başına oturdum. Özlüyorum ya, sizi özlüyorum! Bu ne gelgeç ruh hali, bu ne biçim halet-i ruhiye. Hepiniz can dostum olmuşsunuz sanki.

Ne tuhaf düşünsenize, ben bir başkasının hayatını okuyorum, bir başkası benimkini. Üstelik olayın magazin boyutunda da değiliz. Sadece kimilerine yakın şeyler hissediyoruz ya da belki hissetmek istiyoruz. Örneğin benim sektirmeden okuduğum bazı insanlar/bloglar var. Dünyanın en salakça cümlesini de yazmış olsalar, yine okurum onları. Edebi kaygım yok, sanatsal beklentim yok, anlam aramıyorum, çıkmazlarda değilim, yalnız ve asosyal bir kişiliğe de sahip değilim, hiçbir beklentim, hiçbir varsayımım yok. Sadece seviyorum, uzağımdaki, hiç tanımadığım bazı insanlara yakın hissetmek iyi geliyor!

Blogumun hiç izleyicisi yokken çok daha fazla içimden geldiği gibi yazabiliyordum bazı şeyleri, izleyici sayım arttıkça (hepi topu 40 ama olsun her biri kıymetlim) tuhaf bir sorumluluk bilinci edindim ki bu huyumdan nefret ediyorum. Hayatımın pek çok alanında bu şekilde hissettiğim sorumluluk duygusu yüzünden kendimi bazı kuralların içine hapsediyorum. Kurtulmak için pek çok şey denedim, bir nebze azalttım ancak tamamen sıyrılamadım. İçince tam olarak kendim oluyorum. Aklım süratle koşan hınzır bir kadına dönüşüyor. Bu halim, en çok sevdiğim!

Bu yazı sadece sizi sevdiğimi söylemek için yazılmış bir yazı. Yarın sizden nefret de edebilirim ama çok büyük ihtimalle artistliğine nefret ediyorumdur! Dönüp dolaşıp severim ben yine. Gündelik hayatta, herkesin hayatımda olmasını istemiyorum; blog dünyama dönüp bakıyorum, olmasını istemediğim insanlar yok zaten. 

Şimdi ben gittikçe çirkinleşiyorum farkındayım. O yüzden siz iyisi mi güzel olan şu şarkıyı dinleyin, böylece beni de güzel hatırlayın. (çok şugar şarkı) Çaçaçav...

Dinlemek isteyenlere:
Hearts a mess

(dinlerken birlikteyiz.)

3 yorum:

  1. Blog Dostluğu

    İnsan kendi itibarını düşünüyorsa ağzından çıkan cümlelere dikkat etmek zorundadır. Günlük yazmak gibi blogda da özel sayılabilecek duygu ve düşüncelerinizi yazmak konumunda kalabiliyoruz. Günlük yazmak daha somut oluyor. İsmin cismin ortaya dökülebiliyor. Fakat blog yazmak sanal bir eylemdir. Çünkü rumuzlarla kimlik kullanabiliyoruz. Belki de özel durumların irdelenmesi, farklı kimlik ve kişiliklerden yorum alınmsı, özgürce değerlerin tartışılması ve tartılmsına şahit olabiliyoruz. Adını ve sadını bilmediğimiz, ama yazılarından bir değer olduğu anlaşılan kimliklerin, kişilikleri de aynı zamanda ortaya dökülebiliyor. Bize düşen, iyiniyetli ve gerçekten kulağımıza altın bir küpe olarak takabileceğimiz öğütleri de alabilmiş olmamızdır.

    Profösör rumuzuyla burda yazan blogdaş da bir nevi sanal dosttur. Fakat sanal da iyi bir dost olması, reelde kötü bir insan olduğu anlamına gelemez. Zaten buraya yazan blogdaşlar kendinden önce karşısındakini düşünebiliyorsa, karşı taraf bu samimiyeti hissedecektir. Belki de reeldeki arkadaşlardan görmediği iyi niyeti, samimiyeti, yardımlaşmayı, dayanışmayı ve paylşmayı blogdaşlarından görebilecektir. Blog yazarlığı ve blog dostluğu çok önemlidir. Blog yazarlığı ve paylaşımı da önemlidir. Bu bir lütuftur aslında.

    Bazen kendini çıkmaz bir sokakta hissedebilirsin, bazen öyle sıkıntılar yaşarsın ki bütün duvarlar üzerine yıkılır. Blog dostluğu seviyeli olduğunda, kendine güven ve huzur gelir. Aşamayacağın ve çözemeyeceğin sorun yoktur aslında. Bütün tılsım buradadır.

    YanıtlaSil
  2. İnsan varoluşundaki cahilliği ve bilinç erleri ile beraberdir halen.. Ne televizyon, ne cep telefonu, ne email, ne internet bozabilmiştir mağara duvarına çöp adam çizen yaratığın ruh halini... İşte biz kısmi kesim insan olarak neslimizin varlığına dair hayaller ile avunur dururuz. Bir belediye otobüsü, bir salak Magirus minibüs ya da toplu taşıma sistemi sayılan tramvayların, metroların yağlı jöle kafa yaslanmış soğuk camlarında kendi yansımamıza bakarak ararız mutluluğu.. Hergün inatla winampı bırakmayan mahcubiyetimiz ile sırasını ezberlediğimiz şarkıları ararız, bir bedende eriyip gitmek üzere. Birbirimize sanal alemlerde akıllar veririz.. Çanakkale turşuları, Nevşehir testi kebapları, İnegöl köfteleri, Hatay künefeleri, Kayseri Mantıları, Ankara tavaları, Eskişehir çiğbörekleri, Adana acılı kebapları ısmarlar dururuz.. Yemek isteyen olur diye... Ruha tacir..

    Herkesin bir joker hakkı vardır hayatta bilir misiniz? Benim de var ve halen kullanmadım...

    YanıtlaSil
  3. içince sevdiğini söyleyenlerdensin, anlaşıldı ;p

    YanıtlaSil