dd

25 Şubat 2011 Cuma

Hayatari

Güne 15 dakikalık bir vapur yolculuğu ile başlıyorum ben her sabah... Yeterince keyifli bir başlangıç. İzmir'i sırf bu yüzden bile sevebilirim. İşe vapurla gidebilmek -bence- insana bir hediyedir. Vapurda, ter kokusuna maruz kalmadan, kimse tarafından mıncıklanmadan, itiş tepiş oturmadan elimde kitabım/dergim/gazetem mutlu mesut varış noktama geliyorum.

Hoplaya zıplaya vapurdan indikten sonra (ki bu iniş sürecini bacakları kireçlenmiş, eklemleri ağrıyan yaşlı amca ve teyzelerin nasıl atlattığını düşünüp düşünüp o yaşa gelince ben nasıl bu engelleri aşacağım diye dert edinip içlenen bir yapım var.) yaklaşık 12 dakika yürüdüğüm bir mesafe söz konusu.

Bu yolu yürürken kendimi küçüklüğümde devamlı oynadığım ama adını bilmediğim atari oyununda gibi hissediyorum. (Atari ya şu anda tarihi eser; televizyona bağlardık falan uvvv ne teknolojiydi!) Nedenini anlatayım;

Hani çok bilindik bir oyun vardı: Sen uzay gemisisin. Karşıdan önce uslu uslu, sıralı uzaylılar, yaratıklar falan geliyor. Ondan sonra bunlar cozutuyor, zıvanadan çıkıyor karman çorman hallerde gelmeye başlıyorlar; sen de hiper uzay geminle "fiçuuu fiçuuu" efekti eşliğinde ateş ediyorsun, uzaylılar "bizuuuu" gibi bir ses ile patlayıp yok oluyorlar, en sonda da kocaman 8 kollu falan canavarla kapışıyorsun.

Bu arada uzay gemini de alttan üstten ponçikleşmiş bir sürü sarkıt ve dikitten (uzayda sarkıt ve dikit(!) yaratıcı olmuş şimdi düşündüm de), kayalardan, toz topraktan koruyup, böylece canavara ulaşınca "karlı dağları aştım da sana geldim" diyorsun. Uzay gemin varsa, uzaylı ile aşk yaşamak mübahtır ne de olsa! Sonra her aşk acı biter feryadı ile başlıyorsun canavarın kollarını muhteşem silahlarınla patlatmaya. O ölürken "sana inanmıştım, seni sevmiştim" bakışı atıyor. (Bu kısımda D. kendini kaybedip zırvalamaya başladı. Düşüncelerimi sabit bir noktada tutamama sorunum var.)

İşte ben vapur sonrası yolumu yürürken şu şekilde şeyler oluyor:
Level-1; bu bölümde saat kulesinin güvercin istilasına uğramış meydanından kuşlar üstünüzü pislemeden ve herhangi biri onları yemlemeden geçmelisiniz.
Level-2; bu bölümde binaların çatılarından ve klima motorlarından löpçük löpçük akan koca su akıntılarından hiç ıslanmadan kaçmalısınız.
Level-3; bu bölümde topuklu ayakkabılarınız arnavut kaldırımı taşlarının arasına saplanıp, ayakkabı taşta bi' başına ve sağ ayağınız da çorapla başbaşa kalmışken, kimse sizi görüp rezil rüsva olmadan ayakkabıyı taştan çıkarmalısınız. -en komiği bu bence :) o halime ben bile gülüyorum.-
Bonus Level; bu bölümde uzay yolunun en güzel kumrusunu yapan "Elit"ten taze kumru (kalan ömür sayınızı gösteren ve üzerinde kırmızıdan kalp şeklinin olduğu kafa portrenizi bir artıracak) ve sıkılmış portakal suyunuzu (sağlık haznenizi gösteren ve üzerinde first aid şeklindeki artı ikonunun olduğu çubuğun uzamasını sağlayacak) kapıp açgözlü kopilotunuz sizi görmeden götürünüz/hüpletiniz.
Level-4; bu bölümde her sabah önünden geçmek zorunda olduğunuz pis bakışlı kuyumcu götünüzü yavşakça kesmeden olay mahalinden uzaklaşmalısınız.
Level-5; bu bölümde sağdan, soldan, karşıdan ; kısacası her yönden gelen arabalar sizi ezmeden karşıya geçmelisiniz.
Level-6; bu bölümde uzay üssüne geç kaldığınız anlaşılmadan ve masalarında bekleyen 8 uzaylı sizi görmeden odanıza girmeli ve masanıza oturmalısınız.

*****

--**CONGRATULATIONS**--

*****

veya






5 yorum:

  1. sevdim seni de seviyorum tuhafsın sen iyisin yazdıklarında samimi

    YanıtlaSil
  2. Mission coplicated!:)
    Ne eğlenceliydi öyle:)

    YanıtlaSil
  3. Ben de Kadıköy vapurunun ve martıların müdavimiyim...

    YanıtlaSil
  4. Commodore 64'ümü kanepe altından çıkarıp kuracak ve sabaha dek oynayacağım senin yüzünden. Arada bir adaptörü bozdolabına koyup soğutarak elbette :) Şurda bir yerde de üzerine Street Fighter çekilmiş bir Hülya Süer kasedi olacaktı :)

    YanıtlaSil
  5. @Rögar: Rögar bi' şey söyleyeyim mi ben de seni seviyorum. (Sen de çok normal sayılmazsın ayrıca.) :)

    @Mai: Evet ya bir de o vardı. ne "mission" ama. :)

    @Profösör: İstanbul'a ne zaman gelsem Kadıköy vapurunu sektirmem. İstanbul'da vapura binmek çok daha büyük bir hediye... Sonsuz bir tarihin ve muhteşem bir maviliğin göbeğinden yol almak gibisi olamaz!

    @de junio: Street Fighter'ı hala çok seviyorum. Unutmadık, unutmayacağız. :)

    YanıtlaSil