dd

1 Şubat 2011 Salı

Buffalo 66

Yazan-yöneten-oynayan ve hatta çalan Amerika'nın asi çocuğu Vincent Gallo (ki güzelsin, hülyalısın adam!). Gallo'ya öncelikli rollerde eşlik eden, bizim Türk Sinemamızdaki Ayşecik'in(Zeynep Değirmencioğlu) biraz daha alternatif versiyonu olduğunu düşündüğüm ve oyunculuğundan da oldum olası hoşlanmadığım Christina Ricci. (Ayşecik'i de oldum olası sevemedim zaten.)

Bkz. (görsel belgelere dayalı çalışan bilimsel insan.)

Ayşecik                                                                                                                     Christina

(Aradaki 7 farkı bulana hiçbir şey de hediye etmiyorum. O denli sevmem ikisini de.)

Bu, 1998 yapımı bağımsız Amerikan dramasında; Vincent Gallo, Billy Brown adı ile kendi yarı-otobiyografik öyküsünü sunuyor izleyiciye. Filmin müzikleri oldukça dikkatimi çekti ve daha sonra öğrendim ki filmin müziklerinin büyük çoğunluğu da Gallo tarafından "composed and performed". (buna uygun iki yeterli Türkçe kelime bulamadım. "yazılmış ve çalınmış" hoş durmuyor, "kompoze ve performe edilmiş" desem TDK'nın çok oturgaçlı götürgeç zihniyetinden farkım kalmaz. ;) o yüzden siz onu anladınız kıymetliler.)

Filmin başlangıç sahnelerinde hapishaneden çıktığını gördüğümüz Billy, bir noktada bizim Ayşecik'le (bundan sonra "Layla" olarak anılacaktır.) rastlaşıyor ve ona oldukça kötü davranarak bir nev'i kaçırma faaliyetine giriyor. Hanım kızımız durumdan memnun, içi gidiyor Billy'ye. Sonra Billy'nin ona bu denli kötü davranmasının altında yatan esaslı sebebin "çişinin gelmesi ve çok sıkışması" olduğunu öğreniyoruz bir diğer sahnede. :) Bence oldukça insani ve mantıklı bir sahneydi. Hoşuma gitti.
Billy'nin tek istediği Layla'nın, Billy'nin ailesine karısıymış gibi davranması, onu çok sevdiğini hissetirmesi ve işte o kadar. Billy'nin psikopat annesi ve ruh hastası babası oğullarının 5 yıldır hapishanede olduğundan bihaber.


Esasen Layla ile karşılaştığı ve yol aldığı sahnelerde, Billy'nin fevri ve dengesiz tavırlarından anlayamasak da filmin sonundaki şurup- şeker-naif kapanışta Billy'nin hayatında ihtiyacı olan şeyin, gerçekten sevilmek olduğunu görüyoruz. (filmin sonunu çok sevdim, mutlu son!)

5 yıl önce, olmayan 10.000$'ını bir bahis ile taraftarı olduğu Buffalo'ya yatıran Billy, bahsi tutturamaması neticesinde ödeme yapması gereken abiye gider, abi hapishanede olan bir dostunun yerine suçu üstlenmesi halinde Billy'nin borcunun sıfırlanacağını bildirince, el mahkum d.t gardiyan kabul eder Billy. İşte 5 yıl mapus damlarında çürüdükten sonra, filmin açılışında kırmızı botları ile hapishaneden çıkarken arz-ı endam eyleyişine sebep de budur.

Bu arada Billy, bahsi kaybettiği maçta Scott Wood adlı oyuncunun bilerek sayı kaçırdığı yönündeki söylentiden dolayı Scott'a bilenmeye başlar. 5 yıl, dile kolay insan bilene bilene odundan kamaya döner. Filmin son sahnesinde, Billy'nin Scott'la karşılaşmasındaki zihin akışını kaçırmamak lazım. Bence filmin en güzel sahnelerindendi.

***

Bir süre sonra Layla'ya bundan sonra adının "Wendy Balsam" olduğunu dikte ettikten sonra yollarına devam ederler. Billy'nin Layla ile olan dialoglarında en çok dikkatimi çeken yan, Billy'nin cümleleri döndürüp döndürüp tekrarlaması oldu. Fakat bu güzel bir detay olmuş.

Esasen filmin sonunda, Billy'yi bu denli aşağılayan bir babadan ve aklı yerinde olmayan bir anneden yine de sağlıklı bir çocuk çıktığını düşündüm. Vincent Gallo'nun oyunculuğuna (aktarımına mı deseydim yoksa) sözüm yok. Adam becerikli.

ve ben yine hikayeyi burada durduruyorum.

Filmden aklımda yer eden bir kaç sahne var:

1-) Bowling salonunda Layla'nın dans sahnesi.
(Merak edenlere: http://www.youtube.com/watch?v=-IjeR-HdOKw )

2-) Fotoğraf çekimi sahnesi. (ki bu sahneden bir kare filmin kapağını da oluşturur.)



3-) Yatak sahnesi. (çok dokunaklı olduğu düşüncesindeyim.)



4-) Sexxotic Girls eşliğinde Billy vs. Scott Wood karşılaşması - zihin akışı.

5-) Kalpli kekler! Kapanış ...


Biz kadınlar hep sevecek bir Billy Brown arıyoruz sanırım. Damarımızdaki karşı konulamaz akışkana hükmedemeden, şefkat verecek birilerini istiyoruz. Gerek yok. Aslında aşk böyle bir şey de değil.

Film güzeldi. İzlemeyen bir şey kaybetmez. İzleyen mutlaka bir şey kazanır. Puanım 10 üzerinden 6.9. Küsuratlı insanım ben, kime ne!

Ve evet bu yazıyı yayımladıktan hemen sonra bilgisayarıma kaydettiğim Zeynep Değirmencioğlu fotoğraflarını sileceğim.

7 yorum:

  1. billy nin dar ve kısa pantolonu ve sanırsam çok da çişi vardı

    YanıtlaSil
  2. Bir de çarpık bacakları ve güzel saçları. :)

    YanıtlaSil
  3. Başlıktaki tarihe bakınca bilgisayar başından sanki günlerce kalkmadım sandım. Meğer 1 şubat olmuş. Zaman acımasız biçimde hızlı geççiyor. Bu film evde yıllardır bir kenarda durur kendi kendine izlemeye sıra gelmediğine hayıflandım.

    YanıtlaSil
  4. @Vladimir: Aynen. Benim de en az 4 yıldır evde bekleyen bir filmimdi bu. Demek ki kaderi evlerde, raflarda çürümek. :)

    YanıtlaSil
  5. saçlar yağlıydı biraz hatırladığım kadarıyla :p

    YanıtlaSil
  6. benim farkıma var diye bekleyişim... hayatım adına yanık, ruhum sırtına kalkan..bekliyorum sadece....beklemek... zor..kokuna doymak için...zor...

    YanıtlaSil
  7. kokumu bilen bir "adsız" tanımıyorum ve tanımayacağım.

    YanıtlaSil