dd

18 Haziran 2010 Cuma

Ne Güzel Abimizdin Sen Mustafa Topaloğlu!

Efendim,

Bugünümü diğerlerinden farklı kılan bir şey vardı ki onu sizlerle paylaşmak isterim. Bugün Kadıköy Adliyesinde Mustafa Topaloğlu'nu gördüm! Beyaz topuklu kovboy modeli çizmeleri, beyaz t-shirtü, beyaz pantolonu ve boya cıvığı simsiyah saçları ile şahane görünüyordu! Bir içim suydu. Etrafında toplanan kalabalığa bakılırsa hala bir kısım popülaritesi varmış, insanlar imza almak için spontane bir kuyruk bile oluşturdular. Hey Allam! Mustafa Topaloğlu imzasını nerede kullanırsınız ki? Sahte çek düzenleyip üzerine bu imzayı taklit edecekseniz tamam yine bir nebze anlarım! Fakat böyle bir niyetiniz de yoksa çok da makbule geçecek bir şey değil yani...Yalnız anlamadığım şu ki yaklaşık 5-6 dakika içerisinde Topaloğlu ve çevresindekiler gayet şen kahkahalarla gülüp eğlenmeye, hatta el ense olayına girmeye başladılar. Ne oldu da bu samimiyet kuruldu, hem aralarında neden ben yoktum? Neden yine dışlanmıştım? Bunlarla içim içimi yerken muhabbeti duyamamış olmaktan dolayı yarım kaldım, eksiklendim, üzerime biraz daha hüzün çöktü. Neyse işte bu güzel günde hayat bana bir uzaylı hediye etti dedim ve hüznümü bir kenara bıraktım. Siyah pelerinimi savurarak, dudaklarımı büzüştürüp keskin bir "fuuuu" sesiyle de savrulan pelerin efekti yaparak olay mahallinden uzaklaştım.

Zaten geçenlerde de 28 yıllık hayatımda ilk defa bir ikramiyeye rast gelmiş ve bir firmanın internet adresindeki soruyu doğru yanıtlayan ilk 100. kişi olarak, "pirinç özlü enzim" diye bir şey kazanmıştım. Büroya gelen siyah ve gizemli paketin bomba olduğunu düşünen heyecan düşkünü çalışanlarımızı hayal kırıklığına uğrattığım için çok, pek çok üzgünüm ama sansasyonel olmasındansa işe yarar olmasını yeğliyor ve pirinç özlü tuhaf enzimi bağrıma basıyorum! (Tabii kimileri beni terk eden sevdiceğimin bana bir hediye gönderdiği yönünde tahminler yaptıysa da bu şahıslar avuçlarını yaladılar!)

Bundan bir süre önce de Ankara Adliye'sinde üzerime bir kuş seğirttirmeli olarak sıçtı. Hem de az buz değil, çizgili pantolonumun bir çizgisinin yarı boyuna denk gelecek kadar uzun bir sıçıştı. :) Kapıdan girerken polis amcalara "pardon kafamda kuş boku var mı" diye sormam, kendilerini bir hayli şaşırtsa da açıklamayı yaptıktan sonra "hehe loto oyna sen lotooo" diye arkamdan bağrıştılar. Zaten huyumdur, her şehir dışı turumda mutlaka bir şans oyunu oynarım. Artık tuhaf bir batıl inanış halini almaya başladı bu.

Şimdi özetle:
Uzaylı, ilk 100. kişi vakıası ve kuş bokunu toplayıp, numeroloji hoyhoylarından ilhamla 82 ile(doğum yılım) çarpıp 9'a böldükten sonra çıkan sonucun karekökünü aldığımda şahsıma loto vurmasına çok az kaldığını kamuoyuna duyururum.

Sahi ne diyorduk...
Umut, gerçekten sen beni en son terk edecek dostum musun?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder