dd

18 Eylül 2011 Pazar

Arada

Sabah 7.30'da uyandım, zorum neydi bilmiyorum. Uyanır uyanmaz da lavabo ovmaya başladım! Nedensiz bir sinirle uyanıyorsam gördüğüm rüyaya üzülmüşümdür ya da kızmışımdır. Sonradan hatırladım... Tabii... 


Rüyamda taşrada bir yere duruşmaya gidiyorum, dava dilekçemi gayet güzel ve temiz şekilde hazırlamışım. Olayı anlatmışım, ilgili kanun maddeleri ile bağlantıyı kurmuşum ve en sonunda da bir kaç Yargıtay kararı ile süslemişim. Dilekçeye güveniyorum ya büyük bir güvenle çıkıyorum duruşmaya. Bu arada duruşmayı izleyen dünya kadar meslektaşım var, Türkiye'nin dört bir yanından bu duruşmayı izlemeye gelmişler, niyeyse (dava da sigorta hukuku ile ilgili bir dava-ki sigorta hukuku ile uzaktan yakından alakam yok) Hakim açıyor dosyayı, bir başlıyor bana zılgıt çekmeye, neymiş efendim bu nasıl kötü bir dilekçeymiş, ben hiç mi okulda hukuk nosyonu almamışım, bu kanun maddesinin bu davayla ne ilgisi varmış, ben ne biçim avukatmışım. Benim moral bir bozuldu, susamadım da cevap verdim. Bu sefer de neymiş efendim, hiç etik ahlak da yokmuş bende, saygı nedir bilmezmişim, haydi makamına saygım yoksa bile yaşına da mı hürmet etmiyormuşum. 


Bu anlamsız yazımı da burada bitirirken yazamamaktan dolayı muzdarip olduğumu ve bu gidişle, bir süre daha yazamazsam kendime olan kızgınlığımın katlanmaması için blog işini burada kapayabileceğimi ya da yazmayı tümden bırakıp susmayı seçebileceğimi düşünüyorum ki bunu gerçekten istemiyorum. 


Sanırım yine yalnızlığıma geri dönmem gerekiyor. Son dönemlerde daha iyi olmak umudu ile dışarıya açılmıştım. Uzun zamandır görmeyi ihmal ettiğim arkadaşlarım ile görüştüm, kimsenin teklifini kırmadım, manevi vazifeleri bir bir yerine getirdim, vs..vs.. Ancak bu durum bende iyi bir sonuç doğurmadı. Üstelik böyle olacağını da hiç mi hiç tahmin etmemiştim, beni asıl yıkan bu oldu; beklenmedik sonu yaşamak... Birilerinin yanındayken bazen orada olmaktan o kadar sıkılıyorum ki kaçıp gitmek istiyorum, gidemedikçe daha da yoruluyorum. Bu haftasonu annemin yanına da gitmek istemedim mesela, babam niye diye sorduğunda, canım istemedi diyebildim, bu benim için önemliydi! İstediğim an çekip gidebilmeliyim ben. İşte yalnızken en çok bunu yapmayı seviyorum. İki arkadaş arasında, bir zaman diliminde yalnız kaldım, yaklaşık yarım saat kadar, bütün gün en mutlu olduğum vakit oydu işte! O masada, o sessizlikte kalakaldığım an! 


Gün be gün hasta olduğumu düşünüyorum. Yalnızlık hastası!  




4 yorum:

  1. Şişman bir adam oldum yine, ben bunu kabul ettim artık. Öğrendim yaşamayı onunla. Ama teslimiyetten ya da zayıflıktan da değil. İki kişiye yetecek bir ömrü yaşadım yarım kişilik bir sürede. Yani yaşayacaklarım çoktan tükendi ve ben kedileri sayıyorum hemen her gün aynı yerde, pencerede...
    Şikayet edemem. Gerek de yok zaten.
    Ama sen farklısın, ne pencere, ne kediler, ne alışkanlıklar... Koca bir yaşam eylemi var önünde ve sen yolun ortasında bile değilsin. Yalnız olmak mı istiyorsun ol. Ama mutlu ol. Kalabalık mı olmak istiyorsun ol, ama mutlu ol. Sevmek mi istiyorsun, ağlamak mı, gülmek mi, bilmek mi... Kolay değil deme olmak istediklerini ol, ama mutlu ol. Rüyandaki hakimin seni yargılamasına izin verme. Onun işi o, müsade ettiğin ölçüde seni yere yapıştırana ve sonsuzluğa kadar orada kalmana çalışacaktır. Çünkü o hepimizin aksine işini çok iyi yapıyor. Sen o dilekçeyi nasıl hazırladıysan öyle savunmasını da bil...
    Kısaca, özce, mutlu ol... Gerisi teferruat...

    YanıtlaSil
  2. " Gün be gün hasta olduğumu düşünüyorum. Yalnızlık hastası! "

    Bu son cümlene üzüldüm doğrusu.Peki biz neyiz burada.. Sanal dostlar mıyız? Ben bir bastonsuz dede de olsam şu halimle mutluyum. Çünkü sizler varsınız. Bence bir paradigma değişikliği yeni heyecanlar getirecektir. İlişkiler yüzeysel olduğu müddetce yalnızlık hissedebiliriz Bilelikm ki gerçekten bizleri yrekten düşünen, nice dilek ve dualrda bizi anan dostlarımız var. Biz onları bilmesekte varlar. Ancak onları hissedeblmekte. Madm öyle bir iki satırlık benden siz dizeler gelsin. haddim olmayarak;


    Uyumak istiyorum.. Uyumak istiyorum.
    Kendimle rüyamda buluşmak istiyorum.
    Varsa sarılacağım bir ayıcık
    Öyle güçlü sarsın ki, ona ait olduğumu
    Hissedeym birazcık
    Yoksa sarılacak bir şey
    Herşey bitmiştir.. Demek ki herşey..
    O zaman gelsin uykum.. Gelsin uykum..
    Uykum bana ben uykuma sarılayım..


    Profösör

    YanıtlaSil
  3. "Bu son cümlene üzüldüm doğrusu.Peki biz neyiz burada.. Sanal dostlar mıyız? Ben bir bastonsuz dede de olsam şu halimle mutluyum. Çünkü sizler varsınız."

    Bu blogda bir kaç insan var ki ben onları asla "sanal" olarak göremiyorum. Siz de bu insanlardan bir tanesisiniz. Öyle bir şey ki bu, bir yazı okunur ya da bir yazıya yapılan yorum, yüzümde gülücük oluşur, sonra bir bakmışım ki ben bütün sıkıntımı unutmuşum gitmiş...

    Blog daha derin bir alan olduğu için ve yansıtılanlar doğrudan kişiye dair olduğundan burada kurulan dostluklar, arkadaşlıklar da farklı oluyor. Daha sahiplenici bir yanı oluyor mesela... Yani uykulara girmeden birbirimizi saran ayıcıklar oluyoruz belki de! :)

    Dün bu yazıyı yazarken ciddi bir sıkıntı içerisindeydim. Hayatımda yüzeysel ilişkiler kurmamaya özen gösterdim her zaman. Yüzeysel olacağını hissettiğim an o ilişkiden de kaçındım. Bu nedenle benim sorunumun temeli yüzeysellik değil. Daha çok kendimle ilgili, yalnızlığa çok fazla alışmak ile ilgili. Bu durumun içinden nasıl çıkabileceğimi bilemiyorum. Yaklaşık 4 yıldır yalnız yaşıyor olmanın getirdiği bir hastalık gibi bu.

    Tüm sözleriniz için teşekkürler dostum...

    YanıtlaSil
  4. Vuslatcım, yapmışsın yine Vuslatlığını! Hakime kızmışsın! Bu rüyadaki hakim de benim avukat da... Değil mi? :)

    Hem sen hangi arada şişman bir adam oldun, ne çabuk kilo aldın. Gerçi kilo almaktan kolay ne var! Benimki de laf.

    Mutlu ol demek kolay da... da işte...

    YanıtlaSil