dd

10 Eylül 2011 Cumartesi

Nüve

Küçüklüğümde hep yapmak isteyip de yapamadığım günlük tutma işini, büyüyüp de burada, neredeyse 2 yıldır düzenli olarak yapmaktan dolayı tuhaf bir gurur duyduğumu fark ettim bugün. Bu yazıyı yazma fikrine kapılıp fotoğraflarla ilgili hazırlık yaparken bir anda bu küçücük heveslerin beni mutlu ettiğini anladım. Kendi kendime eğleniyordum. 1 izleyici ile başlayan bu 2 yıllık süreçte her şey bir kenara, çok başka ve güzel insanlar tanıdım.  

Bu insanlar arasında en iyi tanıyabildiğim ve birlikte vakit geçirme şansını da yakaladığım birinin hastalık haberini aldığımda hüngür hüngür ağladığımı, O'nunla telefonda konuşurken nefessiz kaldığımı ve o gün üzerime çöken kabusu hatırlıyorum da... İşte o gün anladım ki bu insan benim dostum olmuş ve ben, O'nun canının yanmasından, O'nu kaybetmekten delicesine korkar olmuşum. Ve bir blog, böyle rastlaşmalara vesile olabilirmiş... Bu gerçekten çok kıymetli bir şey.     

Hayatımda çoğu şeyde istikrar sağlayamamış bir insan olarak, bu 2 yılın gururunu bana çok görmeyin n'olur. Gerçekten önemli bir şey bu benim için. Seviniyorum. Aşağıda anlatacaklarım hiçbir özelliği olmayan, sıradan bir insanın bir gecesi ve bir gününden izdüşümdür. Kendimden. 

Ben blogları beklentisiz olarak okuyorum, muhteşem eserler okumak ya da edebi yönden kendimi tatmin etmek gibi bir beklentim yok. Bunu yapmak istediğimde elime kitabı, dergiyi alır okurum zaten. Ben okurken neyi seviyorum diye düşündüm, samimiyeti seviyorum en çok. Sonra gerçekliği, başka hayatların en gerçek hallerini görmeyi seviyorum.  

Bir keresinde bana isimsiz cisimsiz birinden aşağıda alıntıladığım yorum gelmişti, bugüne kadar gelen yorumlar arasında okuduğumda beni en çok şaşırtan yorumdu bu. (Bu sözleri duymamın sebebi de muhtemeldir ki yazının "porno"nun kıyısından geçmesiydi.)  

"1. Çiğ et yemek bir yamyamlık değildir. Yamyamlık insan eti yemeye çalışmaktır. 2. Senin psikolojinde harbi dengesizlik seziliyor nedeni de o küçüçük yaşına rağmen kötü kelimelerin 2 tane hecenin birleşmesinden oluştugunu düşünmen. ( Bence o yaşta onu düşünecek kadar gelişmemiştirde beynin yinede neyse ) 3. Yazılarında kendini entellektüel sanmamız için elinden gelen her türlü saçma espiri ve saçma sapan fikirler ortaya koymuşsun. 4. en son olarak seçtiğin konuda ne kadar saçma bir kişiliğin oldugunu ortaya koymuşsun. acil kendini tokatla ve kendine gel. Yanlış anlama bunların blog yazarlıgında daha toysun ve bu eleştiriler gerçekten yardımcın olacak :) Kendine iyi bak."

Konuyu ve verdiğim yanıtı merak ederseniz şuradan ulaşabilirsiniz.


Burası sadece benim hayatımın izdüşümü... Beklentileri bir kenara bırakıp okumak lazım. Herhangi bir vaadim yok çünkü.  

Bu kısa ve kendimin de tuhaf bulduğu girişten sonra başlayayım. 


***

Her şeyin başladığı yerdeyim, evimde! Anlatayım:

Dün gece en sevdiğim arkadaşlarımdan biri ile (bundan böyle N. olarak anılacaktır) ('bundan böyle x olarak anılacaktır' şablonu da sözleşme hazırlamaktan yadigar, mesleki deformasyon kapsamında değerlendirilebilir, şu sıra çokça yaşıyorum) dışarı çıkmaya niyetlendik. Uzun zamandır hareketsiz giden hayatım düşünülecek olursa, bu niyet bile benim için büyük bir aşamaydı! 

N. ile bi' başımıza olduğumuzda bile teenage'ler misali eğlenebiliyoruz. Ben halimize çok gülüyorum hatta! O, bir çocuk annesi ve 36 yaşında, ben de hiç çocuk annesi ve 29 yaşındayım! 

Gittik, eğlendik, en son gece 3 sularında; N., bizi almaya gelen cefakar eşi ve ben, "feaaar of the daaaaaaaaaaarkkkqqqq" diye anırı.. şey bağırıyorduk! Bence gecenin en komik anı buydu çünkü N. normal koşullarda "fear of the dark" diye bağıracak insan değildir.  Aşağıdaki fotoğrafta elimde duran anormal koşulların(!) bizi ne hale getirdiğini varın siz düşünün. N.'ye bir sonraki bakışımda, "fear of the dark" bağırmasının yanına bir de seksi dansını eklemişti, belini iki yana kıvırıp bağrını falan okşuyordu. Bu şarkı ile ne kadar seksi(!) dans edilebileceğinin tahayyülünü de siz değerli kirvelerime bırakıyorum.  




Bu arada dün gece sadece 2 tane sigara içtim ve bu sayede kendimi kişisel bir deneye de denek etmiş oldum. Zira ben böyle gecelerin sabahında uyandığımda ağzımda kalan çamur tadının sigaradan kaynaklandığını zanneder duruudum, meğer suçlusu sadece biraymış!

Neyse efendim devam edeyim... 

Böyle bir gecenin ardından, bir de bugün 9'da başlayan mesaime iştirak etmem gerekiyordu. Fakat uyandığımda saat 10:30'du ve hala makyajım, kıyafetlerim üzerimde duruyordu. Öyle kalkıp direk büroya gitsem de olurdu! Leş gibi bir ben. 

Sonra bir ara hayal meyal, dün gece önce N.'lerle birlikte kokoreç yediğimi, N.'ler beni bıraktıktan sonra da apartmandan sinsice geri çıkarak semtimdeki muhteşem söğüşçüden söğüş alıp bir de azimli bir şekilde onu eve getirip yediğimi anımsadım. Sonra, "yok artık bu kadar da ayılaşmış olamam, canım çekti de rüyamda gördüm herhalde, tabii canım kesin öyledir, o kadar yemiş olamam" diye kendimi ikna etmeye çalıştım. Ancak çöp kutusunu açtığımda karşılaştığım manzara gerçekleri yüzüme şamar gibi çarptı! Söğüş kalıntıları limon kokulu çöp torbamın içinde nazlı nazlı kokuşmaya başlamıştı bile! Dudaklarımı büzüştürüp evden çıktım. Başım, "ağrımak" ne kelime ağğğğLıyordu! 


Örtmenimin(müdürüme böyle diyorum), bana artık çok kızacağını düşündüm çünkü bu aralar zırt pırt geç kalıyorum. Hiç huyum değildir böyle şeyler, yalnız şu sıra çok ciddi baş ağrısı problemi yaşıyorum. "Çok ciddi"yi özellikle yazdım çünkü zaten ben her gün düzenli şekilde başı ağrıyan ve bu nedenle de devamlı ilaç kullanmak zorunda kalan bir insanım. İlaçlardan nefret ediyorum! Oldum olası nefret ettim çünkü lise 2'de ülser başlangıcı olabilmeyi başarmış ve o dönemden beri durmadan mide ilaçları içmiş, tiksinmiş de bir insanım.  Neyse şu sağlık sorunları sıkıcı oluyor geçelim. 

Büroya gittiğimde N. ve diğer herkes toplantıdaydı; klasik haftasonu toplantımız. Cemi cümlenin bakışları eşliğinde saat 11:10'da toplantı salonuna girdiğimde, Örtmenimin yüzüme bile bakmadığını görünce çok utandım. Sonra toplantının ilerleyen dakikalarında "sana sonra geleceğim" diyerek bembeyaz gülümsemesi eşliğinde işaret parmağını sallayınca rahat bir nefes aldım. O benim babam gibi, babama ne kadar saygı duyuyorsam O'na da en az o kadarını duyuyorum, babamdan nasıl çekiniyorsam O'ndan da o kadar çekiniyorum. Babam ve Örtmenim tanıştıklarında ve ikisine birbirlerinin gençlik fotoğraflarını gösterdiğimde oldukça şaşırmışlardı, aynı tornadan çıkmış gibiler! Kaş, göz, bıyık her şeyleri aynı. Üstelik karakterleri de çok benziyor... İzmir'e geldiğimde, babamın yokluğu yüzünden Örtmenimi bir baba gibi sevdim. Tam 5 yıldır da O'nunla birlikte çalışıyorum. Ben de O'nun "cep herkülü" ve "çekirge"si oldum. N.'nin yanına gidip oturdum, ben de yarım saat önce geldim diye tısladı. Sonra da içeri girdiğinde gülmemek için çok zor tuttum kendimi, "ben geceden kalmayım" diye bağırıyorsun kızım bu ne hal dedi! Yaşlanmışım diye yanıtladım. Dün gece öyle demiyordun ama dedi. Sus dedim. 

*** 

11:00-14:00 arası mesaiyi tamamladıktan sonra Cumartesilerin en sevdiğim kısmı başlıyordu. Büro dönüşü, Kitapsan'a uğrayacak Bir+Bir'i soracak bir iki kitap bakınacak, yürüye yürüye iskeleye varacak, vapurda aldıklarıma göz gezdirecek, ardından da evime doğru yol alacaktım! Masum görünen bu girişimim kabarık bir fatura ile neticelendi. Bu ay maaşımın bir kısmını kitap&kırtasiye işlerine yatırdım diyebilirim. İdefix de bir yandan alışverişe sevk ediyor insanı sağolsun! Kış geliyor ya depolama sürecim başladı. :) Ama şunların güzelliğine bakar mısınız? Can dayanmaz! John Berger, adamım, O'nunla ilgili bir şeyler gördüğümde inanılmaz heyecanlanıyorum. İşin tuhafı Berger'in bu kitaplarının daha önce hiç dikkatimi çekmemiş olması; "agora kitaplığı" isimli bir yayınevinden çıkmış. Şahane görünüyorlar, meraktayım! Demek ki her zaman internetten alışveriş yapmak pek de iyi bir şey değilmiş, arada çıkıp dolanmak gerekiyormuş. Bu yazımın ardından size Yedinci Adam'ın başında alıntılanan şiiri yazacağım, ben okur okumaz hayran oldum... Çok güzel! 




Gelelim güzeller güzeli defterlerimeee! Benim evime gelip azıcık dolaplarımı karıştıran herkes(ki böyle biri yok), değişik ve sevimli defterlere ve notluklara olan ilgimi anlar. Bugün bir güzelle tanıştım ki dillere destan; o bir kara şimşek, o bir kara yağız, o bir karaca, o bir karamela, o bir karakolda ayna var, o bir kara korsan, o bir kara(r), o bir karayel, o bir karate, o bir kara(f), o bir siyah kar tanesi! 

Kara kaplı defterden sonra, kara sayfalı defterim de oldu nihayet! Güzelliğine doyamadım, ona beyaz, gri kalemler aldım. Aşağıda yazı yazınca ne kadar tatlı bir görüntü oluştuğunu da göreceksiniz. Bu defterin yazı hayatımı değiştireceğini düşünüyorum ya da en azından öyle inanmak istiyorum. Yaratıcılığımı artıracağını hissettim alırken, ki uzun süredir yazamaz oldum! Onu her daim yanımda taşıyacağım. Akıl defterim "mindy"den sonra vurularak aldığım ikinci defter de bu. Akıl defterimin kapağı da şuradaki resimde görmüş olduğunuz gibidir. Vurulmam için aşırı bir güzelliği olması gerekmiyor, bir anlık sarsıntı vermesi yeterli. 

Bu siyah defterimin adı da "karadul" olsun. Mindy ve karadul, yakışırr! Defterlerime neden isim koyduğuma dair herhangi bir fikrim yok, size saçma gelecektir muhtemelen ama ben onlarla konuşuyorum neticede... Çok şeyler anlatıyorum.   




Sözcükler'i almamın sebebi, merak! Bir dönem hayatımı paylaştığım eski bir dostun yazdığı öyküyü okumak adına alındı... Öykü okundu, beğenildi, düşünüldü, Ankara günlerine dair küçücük bir iç cızırtısı yarattı ve de çekti gitti... 

Derginin devamını da beğenirsem almaya devam ederim.   




Karadul'a beyaz değdi... 



Evet ona "çok güzelsin" dedim, ne var? 





Bu fotoğraf ile de benim de bir kadın olduğum gerçeğini yüzünüze vurmak istedim. Bir de renkler ve fotoğraf hoşuma gitti ne bileyim! Dayanamadım bunları da aldım kendime bugün. Kendini bildi bileli tırnak yemiş ve tırnak yemeyi ancak 2 yıl önce bırakabilmiş bir insan olunca, ojeler benim için oldukça özel objeler haline geldi. (Sigarayı bırakmaktan çok daha zor, gerçekten! Ben ancak aşık olduğum adam el manyağı olduğu için bırakabilmiştim... Tedavim aşktı yani...) Şimdi ne zaman tırnak yiyen birisini görsem gidip konuşmak, kendi tırnaklarımı göstermek, hatta üzerinde tedaviye girişmek istiyorum. Böyle tuhaf bir arıza bıraktı bende bu durum.  

Bu kadar. 


Not: Yazının başlığının yazı ile ilgisiz olduğunu bilmem fark ettiniz mi? Ne zamandır "nüve, nüve, nüve" diye mırıldanıp duruyorum. (çok güzel bir kelime olduğunu düşünüyorum da) İlla bir yerlere yazmam lazımdı. Kullanıp kurtulmak için bu yazıyı alet ettim. Özür dilerim. :) 

7 yorum:

  1. Efendim hayırlı akşamlar ! Pardon Hayırlı Sabahlar,
    Bu durum da Günaydın demeliyim galiba.
    Konuya bir yorum yazma niyetiyle vasıl olmuşken iş bu yazının hitamında bulunan boş kutucuğun sefitliğinden ötürü gayet müstesna bir hale ruhiye içersine bürünerek mazideki asude hatıraların...
    -Hışşş
    -Ne var ?
    -Ruhi abi dağıldın, neler diyosun ?
    -Ne biliyim yazıyorum Ulvi..
    -Tamam yaz.
    -Konu neydi ?
    -Bilmiyorum.
    -Bir bakıp gel Ulvi.
    **************
    -Neymiş ?
    -Tevatür çok abi.
    -O ne demek?
    -Oje yaz, sen baba.
    -???????.
    -Toparlayalım öyleyse de zevahir şey olmasın.

    Efendim, saygıdeğer dava vekili hanımefendi !
    -Bu fizy musibetini mütemadiyen musiki meşeii olarak veriyorsunuz ama çık akıl bin kazıklara oldum. Validelerinin dest-i izdivacına hararetle talip olduğum fizy adı ile malum fiiliyatının idraki gayri kabil umumi musiki sehası, gayretkeş çabalarıma rağmen ne elimdir ki, hiç bir mütehassıs muamelatta çalışmıyor. Yakında makineye format atıcam. Cüle alem dinleyebiliyor sanıyorum ama bendeniz musikisiz yazınızın hevasına giremeyince şahsım tarafında mana itibariyle bir takım aksaklıklar vukuu bulmakta. Bunların gaz tübü olanları yok mu?. Çek bir fırt, rahatla. Sen sağ ben selamet..
    Bendeniz verilen fizy ilintisi ve ayran maden yerine,
    Nazareth, Fiski Tirinkink Foman adlı parçayı dinlemekteyim.., http://www.youtube.com/watch?v=nkdu87t6wrQ&feature=related
    Yazdığınız umuma açık neşriyatın tarafımda husule getirdiği merak saikiyle,
    -Kokoreç kuzumuydu ?.
    -Çöp torbalarının şeftalilisi neden yok? Siz bulabiliyorsanız, marka model verebilirmisiniz?
    -Penceredeki kumruya ne oldu? Bir haber alınabiliyor mu?.
    -Domuzcuk kumbarada ziyadesiyle bir kıymet oluşmuş mu?
    -Söğüşcünün oradaki sevilmeyi unuttuğunuz bebek kedinin kalbi kırılmamış mı? dır.
    sorularına bir cevap alamamış olmaktan ciddi manada muzdarib oldum.
    Efendimm !!

    -Ruhi abi dağıldın diyorum.
    -Ciddi mi? sin.
    -Ojeyi yaz abi.
    -Sapık, kızın ellerine taktın.
    -Yok, ya! en sonda o var.
    -Tamam toplıycam da, konu ziyadesiyle bir umman mahiyetinde, ondan. Daha defter var..,
    -Abi arızalandın sen.
    -Yok yazcam,

    Şimdiii, bu defterinize atfettiğiniz lakap zannediyorum ki, geçmişte televizyon kanallarında neşredilen Mork ve Mindy dizisinden esinlendi. Güzel isim, zaten güzel kızdı. Ben de bu durumda "Şazbant" diyorum.
    Bildiğiniz gibi KİKİRİKKİ defterleri namı altında dünyanın en müstesna ve de nadide kağıtlarıyla çok hususi defterleri tek tek şahsa özel üretmemize ve de ayrıyetten de siyah sahifeli defterlerimizin olmasına rağmen gidip oralardan buralardan falan defterler alıp ta tanıtmanızı maa teessüf hayretle karşılamış bulunmaktayım. Bir de şömine manzarası önünde resimlerini falan çekmişsiniz..
    Şahsımın elektronik mektubat adresinden irtibata geçmeniz halinde şahsı latifinize göndereceğimiz defterlerden sonra bugüne kadar kağıda değil merteğe yazmış olduğunuzu üzülerek idrak edeceksiniz. Ayrıca çamur atmak maksadı ile olmasa da defterlerin yassı lastiklerinin 1-2 yıl sonra don lastiğinden daha berbat hale geldiğini bilmenizde ziyadesiyle faide olduğunu mülahaza ediyorum. Zira, KİKİRİKKİ nin şemsi huzmelerdeki mor ötesi fena ışımalardan münezzeh gayet feminine ve de defterlerinizi bir bebek teni kadar müşfik, aslan pençesi kadar güvenli saran defter lastikleri bulunmaktadır.
    -Pısst, Ruhi abi !
    -Ne var Ulvi?
    -Oje abi.
    -Sapıksın sen, oğlum !
    -Sapıklıklıktan değil, tırnaklarını yiyomuşşş.
    -Eeeeeeee ??
    -Ülser olmuş genç yaşta, ona şeyettim ben.
    -Ulen, sen ne romantik sansarsın..
    -Hadi abi uzayalım.
    -Yok yazcam, tamam ojeyi yazimm.
    -Yok abi.
    -Neden len?
    -Abi, kız uyanıcak şimdi. Sonra çöp kutusunu da karıştırdığımız anlaşılacak..
    -Sansarız deriz..
    -Abi ! Sen toptan uçtun.
    -Niye ki?
    -Ruhi abi, KIZ DAVA VEKİLİ ...
    -!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

    -NÜVEE, NÜVEEEE, NÜVE
    -Kedi dir, kedi.

    YanıtlaSil
  2. Oooo! Bu yorum yeni bir yazı olmuş, okuması çok keyifliydi! Öncelikle erinmeyip yazdığınız için ellerinize sağlık efendim. :)

    **Bilgisayardan pek anlamasam da fizy çok basit bir çalışma temeline dayanıyor. Ya bir eklenti indirmeniz gerekiyor ya da bilgisayarınızın program yaşı kemale ermiş olabilir gibi geldi.

    **Nazareth'in şarkısı da yazının ruhuna uygun olmuş, duygu anlamında bir şey kaçırmadınız o halde. :)

    **Kokoreçi yediğim sırada algılarım kapalı olduğundan hakkında en ufak bir şey hatırlamıyorum maalesef.

    **Şeftalili çöp torbası pek parlak görünmüyor çünkü ferah bir koku olması gerekir. Hani nanelisi çıksa şaşırmam ama şeftali çıksa inanın şaşırırım.

    **Kumru hala benimle,Zeynokız. Geliyor her gün, yemeğini yiyip, bana göz kırpıp gidiyor.Daha dün buralardaydı. Yalnız şu sıra neden bilmiyorum yemeğini bitirmiyor. Sanırım üç tahıllı ekmekten hoşlanmadı, çavdarlıya bayılmıştı. Ben yine bugün çavdarlı ekmek alayım gidip. Kuru ekmek yemeyi sevmiyor, çavdarlı kurumuyordu, onun bile damak tadı var demek. :)

    **Domuzcuk kumbaramı geçenlerde döküp içindekileri saydım, şimdilik 48 TL birikmiş, yalnız bu kumbarada şimdiye kadar tahmini 1000-TL biriktirmişimdir.Zor gün dostum o benim. Ne zaman sıkışsam içinden para kusuyor. (daha doğrusu totosundan)

    **O yavru kediyi nasıl oldu da hatırladınız, hayretler içerisindeyim çünkü gerçekten söğüşçünün yanındaki apartmanda görmüştüm onu. O yok uzun zamandır. :(

    **Oje?? Oje ile ilgili ne düşündünüz bilmem ama buradan hemcinslerime sesleneyim. Bu oje muhteşem çıktı. Fiyatı diğer markalara göre biraz pahalı (17 TL) ama tek kat sürmek yetiyor, anında kuruyor ve satıcının söylediğine göre 2-3 yıl boyunca hiç kurumuyormuş.Ayrıca orada gördüğünüz flamingo rengi çooook eğlenceli ve renk skalası akla hayale gelmeyecek kadar geniş. Ben gidip koyu yeşil ve mavisini de alacağım kesin.

    **Maalesef Mork ve Mindy dizisini hiç ama hiç hatırlamıyorum, yaşım yetmiyor olabilir mi?

    Sorularınıza cevap verdim, sanırım bu konuda, muzdarip ruhunuza yardımcı olabilmişimdir

    Bir itirafta bulunmam gerekirse KİKİRİKKİ defterlerinizin mevcudiyetinden daha geçen aylarda haberdar oldum, hatta bu defterlerden almalıyım diye de düşündüm, sonra ne oldu bilmiyorum, unuttum, öyle kaldı. Çok güzel bir ürün. Bir sonraki defter ihtiyacımda KİKİRİKKİ benimdir, hem ismi de kendinden var, isim düşünmeye de gerek yok. Ayrıca da çok güzel bir marka bulmuşsunuz, tebrik ederim. Bunu yorum olarak da yazmıştım yanlış hatırlamıyorsam. Bu arada don lastiği benzetmesine de çok güldüm. :)

    Nüve çok keyifli söyleniyor öyle değil mi? Yoksa sadece bana mı öyle geliyor.

    Sevgilerimle,

    YanıtlaSil
  3. belli ki yine birileri üzülecek. kolay gelsin!

    YanıtlaSil
  4. Ne yönden üzülecek? Ben kim olduğunu az çok tahmin ediyorum da neyse...

    YanıtlaSil
  5. bu yazi, alkolle olan iliskini olabildigince dürüst ve acik ifade ettigi icin bence cok hos. 'entelektüel gorunmek adina' hicbir zorlama sözcük yok bence, örnegin, her seyden anladiklari gibi ickiden de anladiklarini gostermek isteyenler, duyduklari birkac yabanci icki markasini yazilarinin aralarina serpistirirler ki o alandan da eksik kalmadiklarini ilan edebilsinler. ben bu yazida boyle bir sey hissetmedim.

    ne var ki, bu yazida cok az duygu buldum. sanki gecenin donusunde sogusun, bas agrisinin arkasina gizlenen duygular var gibi geldi bana.

    YanıtlaSil
  6. Sevgili Melmoth,
    Aslına bakarsan bu yazı başı sonu kopuk, başını sonunu düşünmeden anlattığım, yarım da kalmış bir yazı. İlk kısmı sonradan eklenip sonuna geldigimde daha fazla yazmaktan vazgeçtiğim bir metin. Burasından bakınca 'duygu az' tespitin oldukça yerinde.
    Aslında baş ağrısının arkasında olanlar elbette benim küçük ve bir dönem yorucu olmuş hayatım fakat bu metinde öyle bir şey anlatmayı hiç istemedim, içimden gelmedi...Baş ağrımın ardındakileri, bu blogdaki yüzlerce metinin onbinlerce kelimesinin arasında kendim bile farkına varmadan serpiştiriyorum esasında. Her zaman boğularak yazmak istemiyorum bazen sadece yazmak istiyorum. Bu da öyle bir şeydi. Soğuk ve puslu mevsimler yaklaşıyor, o dönemlerde iç sıkan çok yazım olacak nasılsa... :) mutlu kal,

    YanıtlaSil
  7. cok haklisin, aklimdan da gecti aslinda, besbelli hafif bir seyler yazmak, sadece yazmak istemis iste diye. insanin kendini cok didiklemesi iyi bir sey de degildir nihayetinde. yine de sormadan edememisim :)

    YanıtlaSil