dd

25 Eylül 2011 Pazar

Çilek Reçeli

Yaratıcılığımın taBan yaptığı şu sıralar (Eylül ayında olmamıza rağmen, enteresan...) abidik gubidik şeyler yayınladığımın farkındayım. Daha çok "bir genç kızın güncesi" şeklinde bir blog olmaya doğru yol alıyorum ki "genç kız" sıfatını tozlu raflara kaldıralı çok oldu. 

Onlar basamağı 3 olan hanelere doğru süzülürken, "kendimi 18 'lik gibi hissediyorum" diyecek kadar manasız bir insan değilim! Niye kendimi 18 yaşımda hissedeyim canım, o zamanki halimi şimdikinden daha çok sevmiyorum ayrıca! 

Zaten şu sıralar bulunduğum tüm ortamlarda "olgun kadın candır" kampanyaları başlattım. 30 yaş ve üstü  takipçilerime müjdeler olsun, çalışmalarım devam edecek! Uuuu 30 yaş şahane şahane, 35-40 arası mı dedin, o zaten kadının en güzel yaşı, 40 dedin mi orada duracaksın dinlenmiş bir güzellik işte! ve saire... Bu harekete siz de destek veriniz. 


***

Bu haftasonu oldukça hareketli ve mutlu geçti. Ankara'da yaşayan en biricik dostum (kod adı: wall-e) bir sürpriz yaptı, çıktı yanıma geldi. Cuma gecesi yaptığımız deniz mahsulleri+rakı gecemiz, bu yaz methini sık sık duyduğum Jägermeister tadımı ile taçlandırıldı! Bir rivayete göre bu içkinin muhteviyatında geyik kanı varmış, yalnız ben bunu içtiğimin ertesi günü yaptığım araştırmalarda öğrendim ve şehir efsanesi olduğunda kanaat kıldım. Simsiyah(ya da alkolün etkisiyle siyah gördüm, emin değilim) bir şeyler içmek insanda tuhaf bir haylazlık hissi uyandırıyor.

Dün öğlen saatlerinde de annem ve babam teşrif ettiler mabedime. Canlarım, ciğerlerim, gülen yüzlerim! Akşam onlar midye dolmalarını yiyip rakılarını içerken, ben bir önceki günün azabı içerisinde uslu uslu sodamı içip kavunumu yedim. Gece 10 sularında yine wall-e ile buluşma. Leziz bir filtre kahve eşliğinde, cheesecake house'un mavi kadife koltuklarındaki gülüşmeli sohbetimiz... Ardından deniz kenarında yürüyüp balık tutanların sabrını izlemek, yemyeşil bir ağacın altındaki bankta şehrin karşı kıyısındaki ışıklara bakakalmak... Eve dönüş ve tıpkı küçüklüğümde onların beni gittiğimiz misafirlikte uyuyakaldığım koltuklardan uyandırıp kucaklarında arabaya kadar taşımaları gibi, annemi ve babamı uyuyakaldıkları koltuklardan uyandırıp yatağa yatırmanın iç burkan huzuru. Yaşlanıyorlar... evet... Yaş...la...nı...


(Babamı çok kıskanıyordum. Tabii ki annemden!Bu fotoğraf, kıskançlıktan çatlarken!!!)

Sabah birlikte güzel bir balkon kahvaltısı, onların boyoz yemelerini zevkle seyretme süreci... Babamla, 2013'de biteceğini tahmin ettiğim davası ile ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmak konusundaki fikrimi paylaşmam, O'nu ikna sürecim ve o başvuruda resmi olarak ilk defa babamı temsil edecek olmamın(kimselere bırakmam, ben ilgileneceğim) tuhaf heyecanını şimdiden duymak... Keyifli bir sohbet. Bitmesin... 

Vakit de yaklaşıyor mu ne! Gitme vakti... 

Annem dolabı yine, 'anne eli mahsulleri' ile şenlendirdi, gitmeden önce bana iki günlük yemeğimi de yaptı ve bugün de yola çıktılar. Onları uzuuunca bir süre göremeyeceğim için hüzünlü bakışlar attığım çok anlaşılmış olacak ki dönüp dönüp yeniden öptü annem beni! Anne öpücüğü, anne kucaklaması, nasıl şairane! Maviş gözlerine bakıp, "yolda kavga etmeyin haa!" öğüdümü de verdikten sonra dört duvarımın arasına geri dönüşüm...

Bastıran açlıkla birlikte bir öğle atıştırması ve okuma saati...






Bu fotoğrafın en sevdiğim yanı, tabağın sağ tarafına damlamış iki küçük reçel noktacığıdır! Çünkü fotoğrafın en yaşayan yeri orası. Bir hareketin ardında bıraktığı iz. Mutlu, pembe bir iz!


Bu yazıyı burada sonlandırırken, yaratıcılığımın geri dönmesi için istekçiyim! Herkesler terk etti beni, bari o etmesin. Geri dön yara. 

2 yorum:

  1. Olgun kadın kampanyası iyiymiş, hoşuma gitti;) Son fotodaki her şey güzel, fakat kahveyi sütlü içiyorsun galiba, bir tek onu sevmedim. Hiç sevmem sütlü kahveyi.

    Anne ve babayla olan fotoğraf ne kadar doğal, ne hoş, sağol bizimle paylaştığın için. Tekrar tekrar bakıyorum, sanırım eski fotoğrafların rengi de çok etkileyici.
    Son olarak merhaba, yazının başına yazacağımı sonuna yazdım, çok şaşkınım ben.

    YanıtlaSil
  2. Merhaba justine! :)
    Aslına bakarsan nescafeden nefret ederim fakat yılda bir kez falan canım çekiyor, bu da öyle zamanlardan birisi! Filtre kahve değilse sütsüz içemiyorum midem kavruluyor.
    Eski fotoğraflar konusundaki fikrine %100 katılıyorum, renkleri beni de çok etkiliyor... Herhalde bizim gibi düşünenler çok ki insanlar bunca teknolojiye rağmen hala eski görünümlü fotoğraflar çekiyor. :)

    Yine görüşmek üzere,

    YanıtlaSil