dd

24 Ocak 2011 Pazartesi

Acemi Öykü - 4

Altı saniye sonra...

Tuğrul zırıl zırıl ağlıyordu! Derya ise yaptığı iğrenç planın berbat sonucu yüzünden tir tir titriyordu. Balkonda yere çömelmiş, saklanıyordu. Hani insan bir şeyi yapmak ister de yaptığında aslında onu yapmak istemediğini fark eder ya öyle bir şeydi işte hissettiği. Yere çömelmiş halde bacakları titrerken bunu düşündü. Sonra görünmemek için, beden eğitimi dersinde öğrendiği ördek adımlarıyla odasına kadar yürüdü. Kendinden ilk kez o gün nefret etti! Tuğrul, kendinden nefret etmesine sebep olan ilk insandı. Hayatında nelere mal olabileceğini daha o gün, hatta o an anlamalıydı!

Dördüncü kattaki evlerinin balkonundan Tuğrul'un kafasına aldığı hedef, tam on ikiden isabet etmişti; değme keskin nişancılara "taş" çıkartan bir atış! Gözünün beyazı mı aktı, koca patates burnu mu düştü, minik dudakları mı yarıldı tam olarak göremiyordu ama çocuğun bütün kafası kanıyordu! "Bez bebek işte, n'olcak; dayanıksız kıvırcık!" diye söylendi.


Derya o gün, meçhul bir zalim olarak izini kaybettirmeyi başardı ve duyduğu pişmanlığı, şahidi olan ikiz komşuları dışında yıllarca kimse öğrenmedi...

Zaten gerçekleştirdiği her eylemde ve akıl ettiği her düşüncede üste çıkacak nedenler bulabilen bir insandı. Hayatı boyunca da böyle kalacak; insanlığa en çok bu yönüyle zararı(!) dokunacaktı. Tutulan kayıtlara göre bu özelliği yüzünden iki erkek çıldırarak psikiyatri kliniğine yatırılmış, bir diğeri son anda intiharın eşiğinden dönmüş, bir anne heder olmuş, bir erkek kardeş çaresizliğine ağlamış, bir dost topuklayarak Tahiti'ye yerleşmiş, sekiz kadın Derya'yı Oscar'da en iyi kadın oyuncu dalında aday göstermiş, son olarak da bir müvekkili O'nu fahri psikopat olarak taçlandırmıştı!

Tuğrul'un alnından göz kapağına doğru inen dikiş izi, tanışmalarının şerefine Derya tarafından atılmış bir imza olarak ömrü boyunca orada duracaktı. Yıllar sonra Derya, o taşı atanın kendisi olduğunu itiraf ettiğinde bile Tuğrul buna inanmamıştı. "Sen hayatta böyle bir şey yapamazsın." diyerek kestirip atmış, üzerine konuşmaya değer bile görmemişti.

Çocukluklarının kapanan bu perdesi, dostluklarına açılan ilk kapıydı...

4 yorum:

  1. Absürdleşmeye başlamışsın, ama oldukça güldüm. Fahri psikopat olayı gerçekten güzeldi de elde edemediğinin kafasını yarmak olayı, derya için yalnızca bir dikkat çekme isteğinin elim bir sonucu muydu, yoksa bir intikam ve hırs aracı mıydı?

    YanıtlaSil
  2. Absürdlüğü gerçekten severim. Mesela Murat Menteş'e bayılırım bu yüzden. Absürdlük olan kitpalara ve filmlere de. Araya serpiştirdim sadece. Gülmene sevindim!Aslında ben yazarken acıklı bir haldeydim zira taş hikayesi gerçek. Dikkat çekmek değildi; şuursuzca yapılmış bir hareketti. Sinirdendi sinirden. :)

    YanıtlaSil
  3. Anıların ilginç tarafı yaşarken oldukça acı bir tada eşlik etmeleridir. Fakat en acı olanlar bile üzerinden zaman geçtikten sonra ilginç bir şekilde gülünçleşmeye, gülümsetmeye başlıyorlar. En azından bende hep bu şekilde işler süreç...
    Belki de zihnin bir biçimde acıyı kaldırma arayışıdır. o an fark edemediğimiz gülünçlükler zamanla taranarak su üstüne çıkar...
    Acıklı olmana gerek yok. O anı yaşarken zihnin senin yerine zaten olabilecek en gülümseten ayrıntıları işlemiş. Ne kadar acısan da kalemin aracılığın ile (senin durumunda bu klavye oluyor) bize ilettin aslında çıkardığın gülümseten sonuçları. Gülmem ondandır belki...

    YanıtlaSil
  4. Aslında ben hep en acıklı hallerime gülüyorum zaten. O yüzden senin gülümsemen de gayet normal.

    YanıtlaSil