dd

29 Ocak 2011 Cumartesi

El Secreto De Sus Ojos/The Secret In Their Eyes/Gözlerindeki Sır*

"Ömür boyu demiştin..."

25 yılın öfkesini, tutkusunu, acısını, intikamını, aşkını ve daha pek çok duyguyu içinde fazlasıyla barındıran bu cümle ile sarsıldım. Ancak kaçıncı defaydı hatırlamıyorum!

Juan Jose Campanella'nın yönetmenliğindeki film şiirsel bir sekansla başlıyor. Başladığı an heyecan duyacağınızı apaçık hissediyorsunuz. Üç ayrı anı görüyoruz film başlarken. Çünkü mesleğini ifa ettiği yıllarda karşılaştığı ve kendisini ömrü boyunca etkileyecek bir dosyayı temel alarak roman yazmaya niyetlenen emekli soruşturma müfettişi Esposito, yazacakları konusunda oldukça kararsız, kafası karışık; üstelik yıllardır!

İlk sahne açıklığa kavuştuğunda, bir görsele, düşünce efekti ancak bu kadar güzel yedirilebilirdi diye düşündüm. Zira ilk anlarda gördükleriniz Espesito'nun aklından kalemine dökülen ve ardından çöpe giden kağıt parçalarından alıntılar. Tamamlanamayan cümlelerden arta kalan kelimelerin imgelemleri...

Bir tren garında birbirlerinden ayrılırken gördüğümüz çiftin tren hareket ettiğinde camın soğukluğunda kavuşan elleri (ve tabii ki kadının kırmızı ojesi), tatlı bir kahvaltı masasında latif gülümsemesi ile neşesini belli eden güzel bir kadın ve vahşi bir tecavüz-cinayet vakıası.

Mesleki dejenarasyondan olsa gerek kısa bir gel git anımda Esposito'nun (Ricardo Darin), Türkiye'de hangi hukuk personelinin yerine oturtulabileceğini düşündüm. Bu fikri hemen geçiştirerek neticeye vardım, Türkiye'de bu vasıfta bir personel yok. Bunun üzerine hiç düşünmemek adına düşünceyi tamamıyla def ettim. Çek git dedim, uzun zaman sonra şahane bir filmle karşı karşıyayım. Beni şaşkınlıklarım, heyecanlarım ve bir kaç damla göz yaşımla yalnız bırak...

Sonra düşünce dedi ki:
"kapıyı kapatayım mı?"
dedim ki:
"Özel değil açık kalsın."

Neyse...

Esposito bir tür soruşturma görevlisi. Bir gün kapısı tıklatılıyor ve küçük bir tartışma eşliğinde, aslında görevlisi olmadığını düşündüğü bir tecavüz-cinayet vakıasının soruşturması için olay mahaline gönderiliyor. Esposito da Esposito bu arada, güzel adam!

Benim sorunum şu ki Esposito'yu bazı sahnelerde Nihat Doğan'a benzetip (saç kesiminden) hemen kendimden utanarak bu sanrıya sebep olan beyin hasarının yaşadığım kötü günlerden kaynaklandığını düşündüm ve ancak bu şekilde yatışabildim. Ayrıca anlayın işte; bu durum bile filmin etkisini bir dozaj dahi eksiltemedi, o denli muhteşem.

Tecavüze uğramış naif kadını görene kadar neden orada olduğuna sürekli söylenen Esposito, yerde yatan kadını ve en çok da henüz evlendiği kocasının gözlerindeki aşkı görmesiyle birlikte olayı fazlasıyla sahipleniyor. Mesleki sahiplenme dışında bir şey, daha çok kendi hayatında çeşitli sebeplerle yaşayamadığı aşkın özlemiyle de sarıldığı bir vakıa, hikaye... Kendi yanıtlarını da öldürülen kadının kocası Ricardo'da araması bunu gösteriyor sanki birazcık.



Bir de Irene'imiz var ki zaten olay örgüsü Esposito'nun Irene'e duyduğu aşkın yamacından ilerliyor. Solda aşk akıp giderken, sağda Esposito cinayeti ve bir de Ricardo'yu çözmeye çalışıyor. Aşkın civarlarında, bir cinayetin aralanan sır perdesini izleyeceksiniz kısaca. Ancak elbette bununla kalmıyor film!

Stadyum sahnesinin özgünlüğü, katilin kaçışı ve kovalamaca; Irene'in katilin sorgusuna sızdığı an, Sandoval'ın dostlukla ölüşü, dönemin hukuk sistemine küçük dokundurmalarla güzelce süslenmiş film. Her şeyden önce her karakter çok sağlam yaratılmış, ayakları yere basıyor, içinize siniyor. En güzeli de ben bu sonu tahmin etmiştim diyemiyorsunuz. (en azından çoğu filmde diyebilen ben bu sefer diyemedim, belki de malım ya da belki de "diyemedim, diyemedim, gururum engel oldu seviyorum diyemedim."; bilmiyorum yani.)

Ben izlediğim filmlerle ilgili bir şeyler yazarken, filmin tamamını anlatmayı sevmiyorum. Belirsiz bir noktaya kadar gelip orada duruyorum. Tıpkı şimdi yaptığım gibi. Ben bu filme gözümü kırpmadan referans olurum. Sonra da referans olduğum için bu nasıl bir kendimi beğenmişliktir diyerek kendimden tiksinirim. Ben kimim lan referans olacakmışım? En sonra da bunun sorumlusu siz olduğunuz için suçu size yıkar aradan çekilirim. :)

Özetle;
Görüntü, sahne geçişleri, olay örgüsü, kurgu ve oyunculuk; her zerresi ile filme öylesine özen gösterilmiş ki... (Müzikler de dahil) Muhteşem bir finalle de taçlandırılmış. Oh mis diyorsunuz bitince, havada kalmadı, hevesimi kırmadı, gecemin ödülü, on bir ayın sultanı (yok artık!) oldu.

Kısacası kesinlikle izleyin derim, izleyin! Ben bunu sık sık yapacağım.


*En İyi Yabancı Film dalında bir de Oscar'ımız var efendim.

** Yazdığım yazının gerizekalı bir şekilde silinmesinin verdiği sinir ile ikinci defada ancak bu kadar yazabildim! Çok sinirli ve de kızgınım. :(
Kendime!!! Çok! Kızgınım!

6 yorum:

  1. Ben bu filmi nasıl atladım bilmiyorum. Tavsiye için teşekkürler. hemen ısmarladım İde.'den...

    YanıtlaSil
  2. Beğeneceğini düşünüyorum, iyi etmişsin. :) Sonra görüşlerini yazarsın.

    YanıtlaSil
  3. Ya aslında bekleyemeyeceğim. Kalite düşük de olsa şimdi internetten izlemeye karar verdim. ve not alıntıladığın resimde adam gerçekten Nihat Doğan'a benziyor...

    YanıtlaSil
  4. Bence kalitesiz bir görüntü ile izleme çünkü filmde renkler de çok güzel. Görsel yanını kırma derim. Yine de sen bilirsin.

    YanıtlaSil
  5. Haklı olabilirsin bu konuda... Filmi daha özenli izlemek gerekli, sabır diyelim o halde... :)

    YanıtlaSil
  6. Ellerine sağlık, bu filme ben de referans olurum :))

    YanıtlaSil