dd

19 Ocak 2011 Çarşamba

Adam, Anne, Yaşlı Üçlemesi!


Dağğlara taşlara! Gözüm kör olaydı da duymayaydım bunları! (bu yakarış oturmadı sanki burada. Neyse geç.) A dostlar, annemin bir "çıtır"la aşk yaşadığını; üstelik de kendi ağzından öğrendim!

Şimdi kadıncağız sürekli bana senin facebook'un var mı facebook'un? Mesenen var mı peki, meylin var mı meylin gibi sorular sormaya başladı bir süredir. (Var anneciğim var. Hatta ben sana şöyle söyleyeyim; "benim şiddete meyyalim vallahi dertten!") Kıyamam, öğrenmiş bir de bu süpersonik, megatronik, transformatik terimleri. (Transformes çizgi filminin müziğinin sözlerini küçükken "transformers otantik dizayn" olarak algılıyordum ben ve yıllar yılı da böyle söyledim: bu geceki itirafım da bu olsun.)

Günler geçerken anne güzeli, mezkur sorular eşliğinde tacizkar tavırlarını sürdürmekte amma velakin beni de herkesten iyi tanıdığı için fazla deşeleyemiyor yazık. (Zira iyi bilinir ki agresifleşirim.) En son içimden dedim ki herhalde kötü "adam"larla (uvvv kötü adam) aşna fişne yapıp yapmadığımı falan merak ediyor. Bilmiyor ki ne msn kullanırım ne facebook ne de twitter. Bir blogum var, garibim kendi halinde; daha nur topu gibi 29. izleyicisi olmuş! Benim gizli kusma alanım. Kimse tanımaz, etmez, bilmez bile! Yok benim öyle taraklarda bezim. Dünyanın en kendi halinde insanı olmuşum son günlerde. Hastalıktan kolumuz kanadımız da kırılmış. Mecalimiz kalmamış, ciğerler yitik.

Ha bu arada, tam olarak bu noktada yeri de gelmişken tarihimin tozlu raflarından bir alıntı yapmak isterim. Bir annenin adam* kelimesini kullanması hakkındaki yorumuma ilişkin bir alıntı olacak. (Bkz. Ana Britannica, 3. Cilt, 9876. baskı, s.7, Rammstein Kitabevi, Keşan)

*Anne lugatında adam: Bir anne, bir erkek kişi için "adam" kelimesini kullanıyorsa bilinir ki mevzuu bahis erkeği annenin gözü tutmamıştır ve bir şekilde "bu adam" , "o adam" şeklinde yapacağı iğneli ve vurgulu konuşma tarzıyla bu erkek kişisinden sizi soğutmaya ve dahi gözünüzü korkutmaya çalışır. Bir nevi gizli silahtır "adam" sözcüğü. Bir bakarsınız can dostunuzdan korkar olmuşsunuz. Annelere göre "adam"lar içki içer, silah taşır, tecavüz edebilir, kumarı sigarası ve belki uyuşturucusu da vardır, her daim potansiyel tehlike teşkil ederler kısacası.
Bilimsel ele aldık, geçtik bunu da.

Şimdi meğer benim mavişin sorularının esbabımucibesi şu imiş:

Babamız, annemize bir lap top almış (-mış diyorum çünkü ben onları ancak 4-5 ayda bir görebiliyorum). Dün annem, bir yandan benimle telefonla konuşuyor, diğer yandan da babama laf yetiştiriyor: "benim yeni çıtırım, lap top ım" falan diye cilve yapıyor! (yeni çıtır lap top ise eski çıtır nedir-kimdir sorusunu ise hiçbir şekilde sormak istemiyorum, rica ediyorum konuyu kapatalım!) (ayrıca ben telefonla konuşmaktan nefret ettiğim için konuşmalarda dikkat sadece benim üzerimde yoğunlaşmalı, dış dünya ile ilişki kesilmeli ve en kısa sürede söylenecek sözler bitirilerek telefon kapanmalı yoksa ben sıkılıp kapatırım. Haliyle şu babamla cilveleşme faslı bir cümle ile sınırlı kaldı.)
Annem, babam... Yaşları ilerledikçe daha sevimli hale geliyorlar; bu kesin. Huysuz yaşlılardansa, yanakları sıkılacak tontonları tercih ederim her daim.

Bu arada huysuz ihtiyarlar sözüm size; evet sizi sevmiyorum! Mesela bugün hastanede yanımda oturan teyze, sana gıcık oldum, varlığın bile beni rahatsız etti. Birincisi çok suratsızdın, ikincisi de sürekli söyleniyordun. Senin huysuzluğun yüzünden ben de tüm nemrutluğumu takınıp yaklaşık 2 saat boyunca tek kelime etmedim. Elimde neredeyse 1 aydır bitiremediğim ve bu yüzden hayal dünyamı karartan kitabımı (Kurt Vonnegut-Galapagos: bu kitaptan hiç hoşlanmadım, içim kıyıldı!) sırf sana inat sanki çok zevkli bir şey yapıyormuş gibi açıp parmaklarımı yalaya yalaya okudum. Sırf benimle konuşama, daha fazla şikayetleneme diye!!! Bi' sus ya sus! Ne kadar mutsuzsun yahu sen, hastalıktan falan da değil ha! Yanakların al aldı, herkeslerden canlıydın teyzem; maksat söylenmek olsun, huzursuzluk yaratılsın değil mi? Yemezler cicim.

Neyse şimdi... Çıtır mevzusuna devam:
Annem yine bugün tutturdu bana msn aç diye, kamera aç göreceğim seni diyor. Anne istemiyorum sen nasıl bir insan oldun böyle diyorum. :) Bildiğiniz internet sapkınları gibi taciz ediyor, aç göreyim, aç göreyim. Bana susamış kadın, tutturdu! Yok benim msn'im falan, kamera açamam ayrıca hiç kusura bakma anne dedim. Benim bir tek blogum var arada onunla uğraşıyorum işte dedim. O ne ki dedi? Internet günlüğü dedim... Yazıyorum öylesi- ne. . .De - de - de - dimmm! Eyyyvah!!!

Ah benim akılsız başım demez olaydım. Şimdi de benim blogumun peşine düştü, hazine avcısı kıvamında. Eee bütün sırlar, yaşananlar, duygular, düşünceler, ne bulunmaz nimet! Başımın etini yiyor bana adresini ver diye. İyi b.k yedim hakikaten!

Yok anne yok. Veremem sana blog adresimi falan! Ondan sonra bana dünyayı zindan et, bugün bunu yazmışsın neyin var, şu gün de böyle demişsin neden öyle oldu. Kabus gibi! Benim bütün sanatsal kişiliğimi tüketir yeminle!

Düşüncesi bile korkunç.
...ki kendisi araştırmalarını başlatmış. Bulacakmış beni! :)


Peki anne peki... Melabaaa!

Bu arada insanın öksürünce böbreklerinin kaşınması nasıl bir şeydir yahu! Bu gece bunu da tattım ben. Üzerine düşünüyorum!




3 yorum:

  1. Böbrek kaşıntısını bilemem, (gerçi böbrek kaşınamaz doğası gereği; sırtın karıncalanıyor olmasın?) Ama birinci resim kaş altından muzır hoş da ikinci resim hani şu çözümsüz kaldım ama çok da umurumda değil işin dalgasındayım ifaden oldukça hoş olmuş :)

    YanıtlaSil
  2. İki fotoğraf arasındaki farkın karesini al ve 3'e böl. Hah işte o benim gerçek halim. :) Artık yüzüme her baktığımda farklı bir ifade gördüğüm için, ben bile göreceğim ifadelerden korkar oldum.

    YanıtlaSil
  3. asosyalleşerek gitgide garip bir kertede yer alıyoruz. deformasyonun garip tarafı kamil insanların bile deforme olup, sisteme entegre olmaları...

    YanıtlaSil