dd

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Enough Love for 80's?



Eveeeet işte yeni gözdem 80'ler t-shirtüm. :) Yeşili ile sarısıynan kare üçgen daire üçlemesi ile gönlümü çalmayı başardı. Şu yatay siyah çizgiler de bence çok kritik bir nokta. Olaya 80'leri en çok katan ayrıntı bence o. Domuzum da şu yeşile bakıp bakıp gülücükler saçıyor. 90'lı yıllardayken 80'lerden nefret ettiğimi sanıyordum. Fakat bir şey söyleyeyim mi saçmalığın tavan yaptığı bu yıllar bence eğlencenin had safhada yaşandığı zamanlarmış. İnsanlar daha umursamazmış. Hatta o kadar umursamazlarmış ki bu umursamazlık o dönemin giyimine, dansına, tüm hayat damarlarına yansımış.
Modada 50'ler, 60'lar, 70'ler geri döndü de bir tek 80'ler geri dönmüyor/dönemiyor/döndürmüyorlar. Acaba neden... :D Ancak şunu iddia ediyorum ki yapılacak bir oldies but goldies partisinin en kralı her zaman için 80'ler olacaktır.
Şimdi saçlarımı krepe yapıp, altın sarısı bir taç takıp, vatkalı - altın sarısı göbek hizamda biten bir ceket ve siyah parlak tayt giyip, bileğimde bilekliğim, tırnaklarım uzun ve kırmızı, ayağımda çirkin bootielerle salınmak vardı etrafta! Oysa ben ne giyiyorum. Sıkıcı düz siyah bir eşofman altı ve üzerine gri t-shirt. İşte ruh böyle öldü! Renk ve hareket olmayınca heyecan da olmuyor arkadaş! Ve ben sürekli koyu renk giyinen bir insanım!!!
Ha bu arada ben 90 yılında 8 yaşındaydım. Dolayısıyla bence kendi dönemim 90'lar oluyor. Bizim dönemimize kayıp gençlik falan deniyordu, herhangi bir biçimimiz olmadığı düşünülüyordu galiba! Bence kayıp gençlik demek için çok acele edilmişti. Bir şeylerin mazi olabilmesi için en az 30 yıl geçmesi gerektiği iddiasındayım! Hatta 30 bile az da neyse...
Birden aklıma Ankara ve Sakarya geldi. Eski plaklar çalınan bir kaç bar. Ankara'yı özledim bir kaç saniyeliğine. Bazen Ankara'yı düşününce, ilk gençlik yıllarımı, burnuma tuhaf, yumuşak başlı ve yaşlanmış bir ağacın kokusu geliyor, bu koku Kızılay'daki Munzur'un (o zaman adı Munzur'du en azından) arka sokağındaki ağaçlardan birinin kokusu ama hangisinin çözemiyorum... O yolu tek başıma o kadar çok yürüdüm ki kaldırım taşlarını hafızamdan çıkaramıyorum. Gençliğime dair en belirgin mekan hatıram orada. Ankara'ya her gidişimde o yolda mutlaka yürüyorum. Haziran başı yine bir uğramak lazım...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder