dd

16 Mayıs 2010 Pazar

Sunday Morning

Şu anda İstanbul'da bir kıyıda olmak isterdim. Şöyle güzel, küçük bir kahvaltı. Öyle gözlemeli falan değil. Sadece peynir, zeytin, domates, salatalık olacak! Midemi de kafamı da yormayacağım bir gün.

Biraz gazete keyfi, ardından uzanabileceğim koyu yeşil çimenler! Kollarımı yukarı uzatıp gökyüzüne bakarken gerineceğim. İnsanlar çok yakınımda olmayacak ama yine de göz mesafemde olacaklar ki onları izleyebileyim.
Aç olduğunu anladığım bir çocuğun, kendisi ile ilgilenmeyen bir grup insana bakışını gördüğümde "pşşt" diyip onu yanıma çağıracağım. Görünmez olduğunu düşünmesin diye... Farkına varılmamak bu dünyadaki en kötü hislerden biridir çünkü... Kahvaltımı paylaşacağız, yanımda durmak istemezse küçük bir çıkın yapıp vereceğim. Belki konuşur benimle, bir şeylerini anlatır. Ya da çıkınını alır almaz koşa koşa gider mahçup bir tavırla. Eli yüzü kirli ama gözleri iki siyah boncuk ve bakışları henüz tertemiz. Dilerim ki elinin kirini, bakışına bulaştırma çocuk. Bunları sana sesli olarak söylesem de fark etmez, yaşın çok küçük! Gördüğün binlerce bakışın arasında biri olacağım sadece, silineceğim. Sen bebeksin daha...
Çocuk bir şeyler yiyip gittikten sonra, bir süre düşünsem. Kendimi ve ne için koştuğumu. Sonra beş bininci kez şehirden uzaklaşmaya karar versem. Yapamayacağımı bile bile! Yapanları kıskana kıskana. Nasıl bir ruh halidir desem, hangi kopma anında verilmiş karardır "gitmek".
Dünyanın sesini bir süre dinledikten sonra kulaklıklarımı takıp bir şarkı açsam. Hmm Johnny Cash'ten Hurt çalsa ilk olarak. Bu adamın sesi göğün mavi rengi ile uyumlu, gayet oturaklı ve doludur. Çok dinlediğim bir şarkı olmasa da bugün canım onu çekse.
Sonra yüzümü çimenlere dönüp uyusam. Tam bir uyuma değil istediğim, uyuklama aslında. Çok severim o ara duyguyu. Uyuyor muyum uyanık mıyım? Bunu tam olarak bilmemek keyiflidir. Bu keyfimi de tamamladıktan sonra yürümeye başlasam. Kimse yüzüme tuhaf tuhaf bakmasa! Yalnız olmak bu kadar garipsenecek bir şey olmasa Pazar günleri.

Yalnızlığın tadını çıkardıktan sonra sevdiceğim gelse, deli deli sevse yine beni. Beni güldürmek için parmak adam dansı yapsa elleriyle. Sonra haşlanmış mısır ısmarlasa. "Tuzlayım mı abla?" sorusuna tabii tabii derken "tuz" un sağlığa zararlarını hiç düşünmeyecek kadar umursamaz olsam.


...


-se -sa dilek kipiydi değil mi?

Sonu gelmeyen dileklerim gerçek olSA!

Fonda da Velvet Underground'dan Sunday Morning çalsa...
(Şanslıydım! Üzerime yağmur yağdı.
Yağmur ve çimenler güzeldi...)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder