dd

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Vapur ve D.


Bu sabah 07:40'ta Alsancak-Bostanlı vapuru sadece benim için kalktı! Koskoca vapurun küçücük beni karşıya geçirme isteği; kocaman bir adamın küçük bir kuşu eline alıp sevmesi gibi geldi... İşin en güzel yanı; gökyüzüydü. Ne ak ne kara. Geceden kalma bir grilik vardı. Serin, buz gibi! Hem de Mayıs'ın 22'sinde. Ne güzel bir ziyaretti ince yağmurunki...
Elimde kitabım vardı ama okumak ne mümkün! Neredeyse her gün gittiğim ve alışkın olduğumu sandığım bu deniz yolundan gözlerimi alamadım ilk defa. Denizin üzerinde, bulunduğum noktada tek başıma olmak bile delicesine bir mutluluktu. Şu sıralar gözüm çokça yelkenlilere takılıyor. Denizle haşır neşir olmak istiyorum. Sadece suya batıp çıkmak değil, denizle-okyanusla bir olmak, ondan korkmamak, suyu ellerimle tutabilmek. Ne tuhaf ve ulaşılmaz bir istek bu! Tam da şu anda aklıma 'Küçük Deniz Kızı Ponyo' geldi. Küçük adama ulaşabilmek için dalgasını peşine takmış soluksuz koşarken ne kadar heyecanlıydı. Öyle koşmak istiyorum işte denizin üzerinde.
DENİZ KABUKLUSU...
O beni sahilden, kendimi gömdüğüm, sertleşmiş ıslak kumdan aldı,
elledi.
ben, bana düşen acıyı da neşeyi de yaşamıştım, diye düşündüydüm.
içimdeki zayıf hayvan çok olmuştu öleli.
o beni sahilden...
yani yoktu sedefimden başka şeyim.
Derin denizlerle, soğuk denizlerle
tuzla, dalgayla boğuştuydum ben ve hayvanım çıkmıştı benden.
kendi içine kıvrılmış, rüyasını unutmuş
soğuk taş değil miydim artık ben?
o bana bir rüya verdi, inanamadım.
(bademin neşesi, dedi, al bak, dedi, kısacık, dedi.)
o benim sedefime elledi.
Birhan KESKİN


(Fotoğraf: Özgür YERLİ)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder