dd

15 Mayıs 2010 Cumartesi

Yolcu

Öncelikle, bu yazıya fotoğraf eklemiyor, blogumun sol alt köşesindeki küçük sarımtrak fotoğrafa atıf yapıyorum...
Konuya geleyim;
Tren yolculuğu yapmayı çok özledim ve tüm nimetlerine rağmen artık uçağa binmekten nefret ediyorum. Ayda ortalama 6 uçak yolculuğu yaptığım düşünülecek olur ise çok da tuhaf bir duygusal yaklaşım olmasa gerek...
Ankara Tren Garı'ndan yola çıkıp İstanbul'a gittiğim o yolculuğu, vagonda içtiğim birayı, trenin Eskişehir'de arızalanması karşısında duyduğum şaşkınlığı ve neredeyse donmak üzereyken "kurtarılışım"ızı, pencereden gördüğüm hane içlerini, göz alabildiğine uzanan düzlükleri, bir yere varma gayemi o kadar yıl geçmesine rağmen unutmadım. Bundan sonra da unutacağımı sanmam. Oysa yaptığım herhangi bir uçak yolculuğuna dair herhangi bir an'ı özel olarak hatırlamıyorum! Uçak dendiğinde aklıma ilk gelenler, uçağın içindeki tuhaf koku (sanki bunu sadece ben mi alıyorum, hiç kimse rahatsız olmuyor!), basınçtan dolayı çekilen baş ağrısı, uğultu ve artık eskisi kadar güzel de olmayan hostesler oluyor. (Herhalde benim çocukluğumda işe başlayanlar artık kocamaya başladı ve pörsüdüler haliyle! Yeni kadrolara yer açabileceklerini de sanmam.)
Uçak bizi bir yerlere alelacele ulaştırmaya çalışıyor. Yani hayatlarımızdaki o berbat aceleciliğe işlevsel katkı sağlıyor! Böylece yol almadan, yorulmadan bir yerlere varıyoruz. Böyle olunca da varılan yerin zorluklarla gidilmiş olan bir yer kadar kıymeti olmuyor gözümüzde. Öyle ya, nasıl olsa her istediğimizde atlar uçağa yeniden gideriz! İşte bu yüzden gittiğimiz yeri de doya doya yaşamıyoruz. Yani ben bir şey söyleyeyim mi, uçak hayatımıza zaman kazandırmıyor, hayatlarımızdan çalıyor. Daha fazla hasretle ve daha zor ulaşılmış bir şehirde yaşayacaklarınız ile elinizin altında olduğunu düşündüğünüz bir şehirde yaşayacaklarınız birbirinden katmer katmer farklıdır.
Bir yolu 8-10 saatte gidiyorsanız, şehrin her köşesine gözünüz değsin, her kaldırımda tozunuz atsın istersiniz, olabildiğince gezmek, olabildiğince şehri anlayabilmek. Oysa aynı yolu 1 saatte gidiyorsanız, yapacaklarınızın bir kısmını oraya tekrar yapacağınız bir 1 saatlik yolculuğa ertelemeye meyilli oluyorsunuz. Bir semte gidemeyince "aman nasıl olsa tekrar geliriz" diyorsunuz.
Uçak mesafeleri kısaltırken, mesafelerin yaşanma tadını da azaltıyor. İşte bu yüzden karar verdim ki uçağı sevmiyorum! Bence iş seyahatine çıkılması ya da mecburi durumlar dışında uçak yolculuğu yapmak yasaklanmalı. :) Böylece ben de zorunlu olarak trene, otobüse falan biner de gittiğim yolun tadına varırım. Biliyorum çok bencilce oldu ama başka türlü de otobüse, trene binemiyorum!!!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder