dd

6 Mayıs 2010 Perşembe

Erdem Şenocak ve Seyyar Sahne Ekibine Saygılarımla...




Bu gece...

Hayatımda izlediğim en şahane ve en dokunaklı tek kişilik oyunu seyrettim.Hissiyatım çok başka. Susmak istiyorum, bağırmak istiyorum, şarkı söylemek, bulutlara çıkıp inmemek, hayal kurmak, kurduğumun hayal olduğunu bilmemek!

Nedenini anlatayım:

Seyyar Sahne ve Erdem Şenocak'tan haberdar oluşum Bir+Bir'in Nisan sayısı ile oldu. Seyyar Sahne isimli İstanbul menşeli ekibin oyuncusu Erdem Şenocak'ın, Oğuz Atay'ın Tehlikeli Oyunlar kitabını sahnelediğini öğrenmiştim. Oyundan övgüyle söz ediliyor ve tesadüf bu ya o sıralar Oğuz Atay kafamda tuhaf biçimde yankılanıyordu! Gidip en sevdiğim kitabevinden Tehlikeli Oyunlar'ı satın aldım. O esnada kitabevindeki çocuk ekibin 6 Mayıs'ta İzmir'de olacağını söylemişti. Beni gizli bir davetle çağıran bu ele artık hayır demeyecektim. Karşıma bu denli ısrarla çıkan, dikilen ve çekip gitmeyen bu oyuna mutlaka gidecektim.
Kısacası karar verilmişti! (Neden mi bu kadar zor karar verdim, Ankara Devlet Tiyatroları ve AST izleyicisi olmuş bir kimse olarak, Ankara'dan tanıdığım tiyatro zevkinden İzmir Devlet Tiyatroları'nın üstün başarıları(!) sayesinde nefret eder hale geldiğimden olsa gerek...)
Bu oyuna tek başıma gitmek istiyordum. Yanımda kimse olmasın, böylece tüm beğenilerim ve hoşnutsuzluklarım bana kalsın. Bir yorum yapmak, homurdanmak, cevap vermek, sormak zorunda kalmayayım istiyordum. Bu oyuna heveslendiğim ilk andan itibaren durumu neden böyle ayinleştirdiğimi hiç bilmiyorum. Sanırım sebebi bu gece bana olacakları bilmemdi.
Erdem Şenocak'ın elleri şu an elimde olsa, onları sımsıkı avuçlayıp öperdim, su içer gibi. Gerçekten! Böyle bir oyun sergileyebilmek için akıl dışı bir konsantrasyona, sabıra, zekaya ve çalışmaya, iyi bir Oğuz Atay okuyucusu olmaya, hatta bizzat Oğuz Atay olmaya, bir şeyleri hazmetmeye, en çok da hayatı ve insanları hazmetmeye ihtiyaç var.
Tam 130 dakika gözümü kırpmadan tek bir kişiyi ve dekor olarak beraberinde kullandığı iki salıncağı izledim. İki salıncak ile ne olur ki dememek lazım, iki salıncak ile ne olmazkiymiş!

Erdem Şenocak çok yetenekli bir adam. Kendisi de canlandırdığı karakter gibi enteresan bir adam. Oyunculuk yeteneği izah dışı ve hayranlık uyandırıcı boyutta.
Wikipedia'ya göre ; "İTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu olup İstanbul Üniversitesi Dramaturji ve Tiyatro Eleştirmenliği bölümünde yüksek lisans yapmaktadır. Tiyatroya İTÜ Sahnesi'nde başladı. 2005'te İTÜ MT'de tiyatro yapmaya başladı. 2006 yılından beri Bilgi Sahnesi’nde eğitmenlik ve yönetmenlik yapmaktadır. İTÜ MT'nin Seyyar Sahne grubuna katılımından sonra Seyyar Sahne'de sanat hayatına devam etmektedir."
Tam da tahmin ettiğim gibi. Esas eğitiminin tiyatro olmadığı, bir şeylerin üzerine bunu koyduğu belli. Çünkü oyunculuğu çok gerçek! Çok yakınınızda duruyor. Tiyatro izlerken yaşanan o itici üst kültür olayına kapılmıyorsunuz.
Beni tek üzen şey, Oğuz Atay ile ilgili en ufak bir bilgisi olmayan insanların, aslında sahnede canlandırılanların bir dram olduğunu farkına varmadan her boka gülmeleriydi! "Eğlenceye geldik birader yakaladığımızı kaçırmayalım, gülelim" kafası ile anlamadan etmeden atılan kahkahalar, bir gülücüğün insana tiksindirici de gelebileceğinin yaşayan kanıtı idi. Haykırarak (hömkürerek de denebilir) kahkaha atan kadınları zaten oldum olası sevmem , daha da bu saatten sonra kimse bana gülümsemenin güzel bir şey olduğunu söylemesin. Gülmekten soğudum! Ben Erdem Şenocak olsam o kadını yanağından öper, hadi annem evine git uyu sen derdim. Hakikaten çok sabırlı bir adammış, bu yönden de takdir ettim. Bütün salon deli oldu, o olmadı.
Vesselam, oyun çok iyiydi.
Kimseler kaçırmasın... Değme oyunculara, değme oyunculuklara, değme tiyatrolara taş çıkartıldı.
Alkışlar!
Ve bir de kalbimden bir demet mis kokulu yasemin.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder